| | Üretsiz Blog oluştur

Nilgün ALEMDAR

CEHENNET

 CEHENNET

 yağmurlarını incittim kırıldı göz yaşların
soğuk rüzgârlar esecek kirpiklerine
çocuk gibi annene küseceksin
boş şarap şişelerine ağız dolusu küfürler edeceksin
orta şekerli kahve yapacak peruk takan kadınlar 
ağlamayacaksın

 

sokaklar peşinden koşacak
köpeklere zehir atan adamlar tüneyecek kaldırımlarına 
kara kediler ile göz göze geleceksin
eve atacaksın ağırlaşan gövdeni
yatağına dağılan narlara bakıp
ağlamayacaksın


fotoğraflarda sarılan kollarımızı keseceksin önce
dağılmış parçaları bir araya getirmeye çalışacaksın telaşla
vazoda unutacaksın çiçek iskeletlerini
sabah olmayacak
ellerinle dağıtacaksın maziyi
kar yağacak güneşine
yas'ın rengine bürünecek gökyüzü
ağlamayacaksın

 

diş izleri avuçlarını kanatacak
ölü martıları seyredeceksin balkonlardan
yaralı öpüşmelere paramparça aşklara şahit olacaksın 
sinema salonlarında
çürümüş keman sesi çınlayacak hıçkırık sokağında
"ah bu şarkıların gözü kör olsun" 
diyeceksin gözleri kör sokak şarkıcısına
bana benzeteceksin uzun saçlı kadınları
kötü şairlerin şiirlerini okuyup rakı sofralarında

erkekler ağlamaz ya hani 

ağlamayacaksın

...

 

Aslı gibidir/

 

Aslı Har

 


YERSENİZ, HEPİNİZE KUTLU OLSUN !

Diktatörlük [en basit tanımı ile] nedir?

Yönetenlerin [ya da sıkça görüldüğü üzere yöneten tek kişinin] hiçbir yazılı hukuk kuralına uymadan ülkeyi [ve halkı] yönetmesidir.

Ya da kanunları dilediği gibi yazıp, onu uygulayanları keyfince yönettiği bir rejimdir diktatörlük.

Bu tür rejimlerde diktatörün sözü fermandır.

Ferman ya doğrudan doğruya uygulanır.

Ya da adet yerini bulsun diye, şeklen var olan parlamentodan jet hızıyla geçirilir, kanun haline getirilir.

Parlamento şeklen vardır.

Çünkü parlamentonun, diktatörün iradesinin dışında bir işlevi söz konusu değildir.

Ferman parlamentoya iletilir.

Parlamentoda görevli milletin vekilleri kollarını kaldırırlar ya da önlerindeki düğmeye hep birlikte basarlar, böylece parlamento çoğunluğu oluşur ve diktatörün iradesi milli iradenin üzerine yazılarak Resmi Gazete’de yayınlanır.

Ve böylece ferman, oldukça demokratik[!] bir biçimde yasalaşmış olur…

Hayat pahalıdır, yaşam koşulları zordur. İnsanlar her nasılsa birden çok çocuk yapmışlardır.

Dolayısıyla hâkimler ve savcılarda insandırlar.

Gelecekleri, tayinleri, yükselmeleri ya da yerlerinde saymaları ve hatta meslekten atılmaları ve sonuç olarak kaderleri diktatörün ustaca kurguladığı mekanizmanın çarklarına tabidir.

Bu çarklar, aynı zamanda fermanların uygulanması sürecinde en önde gelen bir “içtihat” hükmündedir.

Yasaları keyfinizce yaptınız, uygulanmalarını dilediğiniz yönde sağladınız… Peki, sonra ne olacak?

Sonra sıra, bu mekanizmanın dişlileri arasına çomak sokabileceğini düşündüğünüz aydınların, yazar/çizerlerin ve toplum içinde itibar kazanmış aydınlık insanların ellerindeki çomağı kırıp yok etmeye gelir.

Bu çomağın adı demokrasidir…

Bırakırsınız gerçek demokrasiyi bir yana, daha cicili bicili bir demokrasi söylemi kurgularsınız işkembeden… Demokrasilerde çare tükenmez… Ama bulunan derme çatma çarelerle demokrasi tükenebilir.

Ve en sonunda kurguladığınız bu mekanizmanın tümünü, birbirlerine teğet geçen kurallar haline getirtip, adına Anayasa dersiniz…

Sonra da bir reklâm kampanyası düzenleyip halkı referandum sandığına yollarsınız, ortaya çıkan sonucu toplar/çarpar/böler ve vitrininize yerleştirirsiniz.

Ve işte size pek sayın dostlar, işte size üzerine modern etiketi yapıştırılmış bir diktatörlük düzeni…

Yerseniz… Hepinize kutlu olsun!..

 


Kırık Bir Kalp Senden Bana Kalan

Kırık Bir Kalp Senden Bana Kalan

(azize-11)

kaç yıl oldu
bilmem
seni görmeyeli
ama her gün
görüyorum seni azize(*)
bazen
hayallerimden çıkıp gelirsin
bazen de
mor gecelerimde bir rüya
kaç kez uyandım
kan-ter içinde
kabuslarla
bilirim
bilmezsin-duymazsın
çektiklerimi
bak
yine sana yazıyorum
senden kalanlarla
gecenin yarısı
her yer karanlık
ve bom-boş

kırık bir kalp
senden bana kalan
tek hatıra.



Yakup Icik

 


Bir Damla Gözyaşına, Bin Mehmetçik Doğar

Bir Damla Gözyaşına, Bin Mehmetçik Doğar

Kırıldı kalemler
Diller sus

Katre,katre döküldü yaşlar
Kirpiğim buz

Yürek yangın,
Kavrulur ocaklar,
Şahin anne yüreği
Ağıtlara tıkandı nefesi,

Vicdansız leş kargaları,
Üşüştüler peygamber ocaklarına,
Kıblesi iman olana;
Doğrulttu kahpe kurşunlarını,
Haince pusu kurdular,
24 Genç fidana;

Yıldırmaz ölümler,
Yolu hak olana;

Yeşertir toprağını Mehmetim
Atasından kalanı,

Kahraman ecdadın torunları,
Böldürmez bu can Vatanı

Amin! deyin Türk milleti
Minaremde ezan sesi
Üç ihlas bir Fatiha ile
Titresin soysuzun nefesi

Allahu ekber
Rabbim Şehidini bekler
Sanma ey soysuz! bu hep böle gidecek
Bir damla gözyaşına bin Mehmetçik doğar
İlahi adalet bir gün senide boğar

Mavimi vurdular Gün gece oldu


20.10.2011

Hüseyin Akçam


Ayrılık var sevdandan öte

  

ayrılıkta söylenmiş tüm tümcelere inat,

 

SEVİYORUM ÖLESİYE DEĞİL SONUNA KADAR YAŞAMASINA....

 

    Dün gece gökyüzü döktü tüm yıldızlarını,tutmak istedim bir tanesini kurtarabilirim       diye...parmak aralarımdan kaydı yıldızlar birer birer....oturup gökle birlikte ağlamak  istedim,ölen tüm aşklara...

   izin vermedi gökyüzü ondan daha çok ağlamama ,daha hızlı daha hızlı bıraktı yıldızlarını ellerimin kuytusuna...

   Ağlamayan gözlerimi kapadım,görmemek için kaybolup giden aşkları,daha sıkı yumdm gözlerimi,daha sıkı.....

   Her kayan yıldızla yeni bi dilek tut sevdiğim yitip giden her aşkın hatrına......

 

 

                                                                                                                           dusunyasonra

http://dusunyasonra.blogcu.com/


Özlü Sözler

♥ Şanssızlığa katlanabiliriz , çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan , yaptığımız hatalara hayıflanmaktır. Oscar Wilde

  ♥ Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı. Alphonse Karr

  ♥ İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. Mevlana

  ♥ Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur. Whoopi Goldberg

  ♥ Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. S. M. Power

  ♥ Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür. Cucong

  ♥ Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır. Tagore

  ♥ Acınmaktansa kıskanılmak dana iyidir. Heredot

  ♥ Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz , bırakın , dostlarınız sizi geçsin. La Rochefoucauld

  ♥ Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister . Yetmiş yaşına gelince , yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını bilir. Clarence S.Darrow

  ♥ Doğruluk sonsuzluğun güneşidir. Nasıl olsa doğar. Wendell Phillips

  ♥ Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. Bertolt Brecht

  ♥ Sık ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin taktirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek; güzelliği taktir edebilmek, başkalarındaki "en iyiyi bulabilmek"; sağlık Ralph Waldo Emerson

  ♥ Herşeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım. Herman Melville

  ♥ Aşk bir kadının yaşamının tüm öyküsü, erkeğin ise yalnızca bir serüvenidir. Madama de Stael

  ♥ Aşkın gizemi, ölümün gizeminden daha büyüktür. Oscar Wilde

  ♥ Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. Aunius Aurelius Simachus

  ♥ Aşk hakkında herşey doğru, herşey yanlıştır. Hakkında söylenecek hiçbir şeyin saçma olmadığı tek şey aşktır. Chamfort



REİS SEATTLE’IN MEKTUBU

REİS SEATTLE’IN MEKTUBU

 Washington’daki Büyük Şef topraklarımızı satın almak istediğini bildiren sözünü göndermiş!.. Büyük Şef aynı zamanda dostluk ve iyi niyet sözlerini de göndermiş!.. Bu çok nazik bir davranış… Çünkü karşılık olarak bizim dostluğumuza hiç gereksinimi yok. Ama biz onun önerisini düşüneceğiz. Çünkü iyi biliyoruz ki eğer topraklarımızı satmazsak, beyaz adam silahlarla gelip onu gene elimizden alabilir. Ama biz bazı şeyleri anlamıyoruz. Gökyüzünü, toprağı, kayaların ısısını, nasıl olur da alıp satabilirsiniz? Bu düşünce bize garip geliyor!  Eğer biz havanın tazeliğine ve suların pırıltılarına zaten sahip değilsek, siz onları nasıl satın alabilirsiniz?

 Biz bunları belki de vahşi olduğumuz için anlayamıyoruz!.. Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün o kumsallar ve sahiller, karanlık ormanlardaki sis, uçsuz bucaksız alanlar ve havada vızıldıyarak uçuşan her bir böcek, halkımızın anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden sızan sular, Kızılderili’nin anılarını taşır. Beyaz adamın ölüleri, yıldızlar arasında yürümeye gittikleri vakit, doğdukları ülkeyi unuturlar. Halbuki bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Nasıl biz dünyanın bir parçası isek, o da bizim bir parçamızdır. Güzel kokulu çiçekler, bizim kızkardeşlerimizdir. Geyik, at, büyük kartal bunlar da bizim erkek kardeşimizdir. Kayalık tepeler, ıslak çayırlardaki damlalar, atın vücudundan bularlaşan ısı ve insan; hepsi aynı ailedendir. Öyleyse, Washington’daki Büyük Şef, topraklarımızı almak isterken bizden çok şey istemiş oluyor.

 Büyük Şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayırdığını söylemiş. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacakmışız!.. Öyleyse topraklarımızı alma önerisini düşüneceğiz. Ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için önemlidir. Dereler ve nehirlerden akan pırıltılı sular, sadece su değildir. Onlar bizim atalarımızın kanıdır. Eğer toprağı size satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlayınız ve bunu çocuklarınıza da öğretiniz. Göllerin berrak sularındaki her bir yansıma, halkımızın yaşamından olaylar ve anılar anlatır. Suyun mırıltısı, babalarımızın babalarının sesidir. Nehirler ise bizim erkek kardeşlerimizdir. Susuzluğumuzu giderirler, kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler.

 Eğer toprağımızı size satarsak hiçbir zaman unutmayın ve çocuklarınıza da öğretin ki, nehirler bizim olduğu kadar sizin de kardeşinizdir. Bu nedenle herhangi bir kardeşinize göstereceğiniz saygıyı nehirlere de göstermelisiniz.

 Kızılderili her zaman, ilerleyen beyaz adamın önünde geri çekilmiştir. Tıpkı dağlardaki sisin sabah güneşi önünden kaçması gibi. Ama babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal topraklardır. Bu tepeler, ağaçlar dünyanın bu parçaları, bize sunulmuştur. Beyaz adamın bizim yollarımızı anlamadığını biliyoruz. Beyaz adam için, toprağın bir parçası diğeri ile aynıdır. O sadece geceleri bir hırsız gibi gelip, topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır. Aldıklarının kendinden parçalar olduğunun bilincinde değildir. Dünya onun anası değil düşmanıdır. Onu yendikçe ilerlemeye devam eder. Ve yolunda giderken babalarının mezarını geride bırakır. Buna da hiç aldırmaz. Dünyayı çocuklarından uzaklaştırır. Buna da aldırmaz. Babalarının mezarları, çocuklarının bu dünyadaki hakları unutulmuştur.

 

Beyaz adam, anası dünyaya ve kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun bu iştahı ve hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl bırakacaktır.

 

Bilmiyorum, bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin kentlerinizin gürültüsü bile Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Beyaz adamın kentlerinde sakin yer yoktur. Orada bahar gelince yaprakların açılışını veya böceklerin kanat seslerini dinleyecek yer bulunmaz. Ama bu belki de benim vahşi olduğumdan ve anlamadığımdandır. Çünkü, takırtı bizim kulaklarımıza bir hakaret gibi gelir. İnsan eğer bir kuşun yalnız başına ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini dinleyemezse, yaşamın ne anlamı kalır? Ben Kızılderiliyim… Bunlardan başkasını anlayamam…

 Bir Kızılderili, su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini, yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgarı herşeye yeğler. Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır. Hava Kızılderililer için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz adam, öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için çok değerli olduğunu hatırlamalısınız. Unutmamalısınız ki, hava sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır. Büyük babamıza ilk nefesi veren rüzgar, onun son soluğunu da kabul etmiştir ve aynı rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhunu verir. Eğer size toprağımızı satarsak, çayırlardaki çiçeklerden tad alan rüzgarı koklamasını öğrenmelisiniz, onu korumalısınız ve kutsal tutmalısınız. Bu kokuya beyaz adamın bile gereksinmesi vardır.

 Toprağımızı almak önerinizi düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir koşulumuz olacak: Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak… Kızılderililer sizin yollarınızı, sizin adetlerinizi anlamazlar. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm!.. Beyaz adamın, geçerken dumanlı demir attan vurup bıraktığı ve ne amaçla öldürdüğünü hala anlayamadığım binlerce bufalo.. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın bufalodan nasıl önemli olabileceğini anlayamıyorum!.. Ve biz vahşi olduğumuzdan bufaloyu yalnız aç kalmamak için öldürürüz. Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar yok olsaydı, insan ruhu o büyük yalnızlığa dayanamaz ölürdü. Ayakları altındaki toprakların, büyük babalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. Toprağın, akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu çocuklarınıza söyleyiniz. Böylece toprağa saygı duyarlar.

 

Bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi, siz de kendi çocuklarınıza öğretin: Dünya anamızdır. Dünyaya ne kötülük olursa, oğullarına da aynı kötülük olur. Eğer insanlar yere tükürürlerse, kendi yüzlerine tükürürler. Biz bunları biliyoruz. Dünya insanlara ait değildir. İnsanlar dünyaya aittir. Bütün her şey, aileyi bağlayan kan bağı gibi, birbirine bağlıdır.

Halkım için ayrılan bölgeye gitme önerinizi düşüneceğiz. Ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geri kalan günlerimizi nerede geçireceğimiz o kadar önemli değil artık. Çünkü çocuklarımız babalarının aşağılandığını görürler. Kalan günlerimiz çok olmayacaktır. Bir zamanlar sizin gibi güçlü olanların ve ormanlarda özgürce dolaşanların mezarları da kalmayacak. Onları anmak ve yaslarını tutmak için, bir zamanlar bu dünyada yaşamış olanların çocukları da kalmayacak… Bunun için neden yas tutalım?

 Kabileleri insanlar yapar. İnsanlar gidince, kabileler de olmaz. Kızılderili de yok olur. Tıpkı denizin dalgaları gibi; insanlar gelir ve insanlar gider. Şimdi de sanki arkadaşıymış gibi kendisiyle konuşabilen Tanrısıyla birlikte beyaz adam gelmiştir. Bildiğim bir şey var ki, belki beyaz adam da bir gün bunu keşfedecektir. Siz nasıl şimdi bizim toprağımıza sahip çıkmak istiyorsanız ve sonunda sahip olduğunuza inanacaksanız, aynı şekilde Tanrınıza da sahip olduğunuza inanıyorsunuz. Ama hiçbir zaman olamayacaksınız!.. Eğer Tanrı sizin anlattığınız gibi gerçek Tanrı ise, sevecenliği yalnız beyaz adama olamaz.

 Beyazlar da bir gün diğerleri gibi geçip gideceklerdir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Yatağına pislik yığmaya devam eden, bir gece kendi pisliğinde boğulacaktır.

 Son, bize bir sırdır… Sizin getirdiğiniz gibi bir sonu biz anlayamıyoruz. Dipdiri tepelerin konuşan tellerle lekelendiğini, ormanın gizli köşelerini neden pek çok beyaz adamın kokusunun doldurduğunu, vahşi atların neden tutsak edildiğini, bufaloların neden katledildiğini biz anlamıyoruz. Böyle bir son bize bir şey anlatmıyor. Çalılıklar nereye gitmiş?.. Kartal nereye kaybolmuş?.. Hızlı koşan bir ata ve av avlamaya neden veda etmek gerecekmiş?.. Bütün bunlar ne demektir?.. Yaşamın sonu… Ve; herhalde yeniden yaşamaya çalışmanın başlangıcı…

 Toprağımızı alma önerinizi düşüneceğiz. Kabul edersek, bu belki de bize vaat ettiğiniz bölge için olacaktır. Orada belki de kalan günlerimizi gönlümüzce yaşayabiliriz. Bu dünyada, son Kızılderili de yok olduğu zaman, yalnızca çayırlar üzerinde bulut gibi hareket eden bir anı kalacaktır. Bu kıyılar, bu ormanlar halkımın ruhunu koruyacaktır. Çünkü onlar bu dünyayı yeni doğan bir çocuk anasının yürek atışını nasıl severse, öyle severler… Öyle ise, toprağımızı alırsanız, onu bizim sevdiğimiz gibi seviniz. Onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz. Anılarını da aynen saklayınız.

 Onu çocuklarınız için; bütün gücünüzle, bütün aklınızla ve bütün kalbinizle koruyunuz ve seviniz.  Göreceksiniz… Bütün bunlardan sonra, kardeş de olabiliriz.

 Duwarmish Kızılderililerinin Reisi

 Reis  Seattle


TANRI’DAN DİLERKEN

Tanrıdan gururumu yok etmesini istedim.

Tanrı ‘Hayır dedi, gurur benim yok edebileceğim bir şey değil, senin bırakabileceğin bir şeydir.’ dedi.

Tanrıdan sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim.

Tanrı ‘Hayır dedi, onun ruhu sağlam, vücut o kadar önemli değil. O geçici bir şeydir.’ dedi.

Tanrıdan bana sabır vermesini istedim.

Tanrı ‘Hayır dedi, sabır büyük acılar çekilerek öğrenilebilecek bir şeydir. Sabır verilmez, hak edilir.’ dedi.

Tanrıdan beni mutlu etmesini istedim.

Tanrı, ‘Hayır dedi, Ben sadece nimetlerimi sunarım, mutlu olmak sana bağlı.’ dedi.

Tanrıdan beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim.

Tanrı ‘Hayır dedi, çektiğin acılar günlük kaygılarının önemsizliğini anlamanı, onlardan uzaklaşmanı ve bana daha çok yaklaşmanı sağlar.’ dedi.

Tanrıdan ruhumu olgunlaştırmasını istedim.

Tanrı ‘Hayır dedi, kendi kendine olgunlaşmalısın, ama meyvelerini alman için yardım edeceğimden emin olabilirsin.’ dedi.

Tanrıdan hayatı sevmemi sağlayacak her şeyi istedim.

Tanrı ‘Hayır dedi, Ben sana hayatı vereceğim. Böylece hayata dair her şeye ancak sen sahip olabilirsin.’ dedi.

Tanrıdan, Tanrıya duyduğum sevgiyi başkalarına da duyabilmeyi istedim.

Tanrı şöyle dedi: “Ohhh!  Nihayet doğru bir şey istedin. ‘Ruhu olgunlaşmamış bir kul Tanrıya hep ‘bana … ver’ ile biten dualar eder. Olgunlaşmış bir ruh ise ‘vermemi sağla’ diye bitirir dualarını …….

 

 Steve Gooodier’in ‘Bir Dakika Hayatınızı Değiştirebilir’ adlı kitabından alınmıştır.


Sevdiğin Kadar Sevilirsin

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç

Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin

Yaşadıkların kar sanma...
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadar ömrün

Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma herşeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendigi kadar inansın

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiliye hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneş'in seni ısıttığı kadar sıcak

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
İşte budur hayat işte budur yaşamak 

Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir.
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin.

Bunu da öğren;
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN!!! 

 

Can YÜCEL


Bir Gün Kapına Gelsem

    Bir Gün Kapına Gelsem  


Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından
Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum
Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından
Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum

Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki
Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski
Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki
Bu ne bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum

Beni çağırdığını bir defa duyabilsem
Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem
Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem
Başımı duvarlara vurup ölsem diyorum




Ümit Yaşar OĞUZCAN




" Biricik Eşim; Değerli Dostum,Arkadaşım,Yoldaşım; Biricik Annemiz,Seni 31 Temmuz 2010 Cumartesi saat 01:05 sularında kanser tedavisi gördüğün hastanede kaybettik... Seni kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz... Biz eşin AyHan ALEMDAR ve oğlun Bedirhan ALEMDAR,bizler için yaptığın fedakarlıkları asla unutmayacağız... Biliyoruz ki,gözün,ruhun,kalbindeki o büyük sevgi ile daima bizim yanımızda olacaksın. Bizler de sana daima layık bir eş ve oğul olmaya devam edeceğiz ... Nur içinde yat... Mekanın cennet olsun... Sevgili Canım Eşim,Birtanem,Yoldaşım, Sevgili Anneciğim,biliyoruz ki cennettesin artık.... Sevgimiz ve Dualarımız daima seninle olacak.... Eşin AyHan ALEMDAR ve küçük oğlun Bedirhan ALEMDAR ... "


Bu site içinde Nilgün ALEMDAR imzası taşımayan yazılardaki bütün yorum ve görüşler yazı sahibine aittir...Bu site hiçbir grubun taraftarlığını hedeflemez.Hiçbir siyasi hareket, parti, sivil toplum kuruluşu veya dernek ile bağı yoktur. Herkese eşit mesafede durur. Yazı,şiir,resim,döküman,video gibi görsellerin siteye konulma amacı bilgi paylaşımı ve zengin bir tartışma ortamı yaratmaktır. ...

Telefon Bağlantısı : AyHan ALEMDAR 0.541.341 28 41

Elektronik Posta : nilgun.alemdar@hotmail.com