| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )


Nilgün ALEMDAR

Yazılar arşiv 06.2009 Other entries in 2009-06 resimler , videolar

KALP BAŞKA SÖYLER, AKIL BAŞKA‏....

romantik gül resmi

Kalple akıl bir türlü anlaşamazlar!
Birinin ak dediğine diğeri kara der!
Ooofff ki offf!
Akıl yön vermek ister doğruya doğru...
Kalp inatla direnir, bildiğini okumak için...

Şayet ikisi anlaşabilseydi, işin heyecanı kalmazdı ki...
Kalple aklın savaşıdır insanı heyecan denizine salıveren...
Aklıyla savaşan kişi, kendini bir anda dalgaların arasında aklı başından gitmiş bir halde
çırpınırken buluverir.
Kalp denen şey, o ayıp, bu günah asla dinlemez. İçindeki ateşle, kıpırtılarla bildiğini okumak ister.

Akıl kişiye karşısındakinin uygun olmadığını söyler.
Zarar göreceksin, göz yaşların dinmeyecek, kalbin sızlayacak, için acıyacak der.
Ama kalp karşı gelir aklın dediklerine!
Öyle bir atmaya başlar ki, küt küt çıkardığı sesin gürültüsü, aklın sesini bastırır bir güzel...
Akıl istediği kadar çırpınsın.
Sesini duyuramaz bir türlü.
Kalbin sesi tüm bedeni sarıp sarmalamaya başlar.
İşe gözlerden başlar.
Gözleri kör eder önce.
Hareketleri kontrolsüzleştirir.
Kulaklar da iyice sağır olmuştur
kalbin sesinin yüksekliğinden...
Etraftan söylenen hiçbir sözü duymaz.
Bu arada Eros da okunu çoktaaan saplamıştır kalbe...
Akıl, bu saldırı karşısında iyice çaresizdir artık.

Kalbin ve Eros oklarının esir aldığı kişi kendini teslim etmiştir kalbin dediklerine...
Kalp ne derse onu yapar.
Kişinin gözleri artık sadece "bir kişiyi" görmektedir.
Kalp önce uçurur esir aldığını...
Cennete götürür...
Dağların üzerinde uçurur...
Şelalelerden yuvarlar...
Sellerin önüne katar...
Fırtınalar esmektedir.
Ama kalbin sesini dinleyene rüzgârlar, fırtınalar vız gelir.
Renkler hep pembe, hep kırmızı görünür kişinin gözüne...
Beden ısısını da iyice yükseltir insafsız kalp!
Alevler her yanı sarar...
Bir ateş... bir ateş...
Sormayın gitsin...
Yanar, kavrulur kendini kalbin ateşine kaptıran kişi
Derken...
İnsafsız kalp, dengesiz atmaya başlar!
Bir atar, bir durur, bir çarpar, bir çarpmaz!
Bir zamanlar kör ettiği gözlerden yaşlar akıtmaya başlar bu kez.
Uçan kişi kendini bir anda yerde, gözyaşları içinde buluverir.
Alevler yüksekliğini kaybeder.
Isı hızla düşer.
Üşümeye başlar kalbin dediklerine kanan kişi.
Derken ateş...püfff... sönüverir.
Buz gibidir artık her yer.
Tüm renkler pembeden, kırmızıdan siyaha, griye dönüşmüştür.
Daha sonra gözler her şeyi renksiz görmeye başlar.
Akıl, çok üzülür onun düştüğü bu hale.
Ama elinden bir şey gelmez.
Çünkü artık olan olmuştur.
Kalp, acımasızca yapacağını yapmış, bir zamanlar esir aldığı, önüne katıp uçurduğu kişiyi
şimdi yerden yere çarpmaktadır.

Eros da kaybolmuştur ortalardan.
Bir zamanlar kalbi delip geçen ve delerken de tatlı bir acı hissettiren Eros'un okları erimeye başlamıştır.
Geride kalan acı, önce sancıya, sonra sızıntıya dönüşür...
Renkler yeniden kendilerini, kendi gibi göstermeye başlar.
Gözyaşları durur.
Olur olmaz zamanlarda akmaz olur.
Havalarda uçan ayaklar, yere inmiştir artık.
Gerçi, sert bir iniş olmuştur bu ya!
Olsun!
Nihayet ayaklar artık yerdedir.
Ayaklar artık yere basmaktadır.
E-zaten aklın istediği de bu değil midir?
Kalpler kırılmış, hatta parçalanmış, gözlerde yaş kalmamıştır ama gözler artık az da olsa aralanmıştır.
Ama gözlerin feri yani pırıltısı gitmiştir.
Bakıp da görmez olmuşlardır adeta...
Kulaklar da duymaya başlamıştır ama çevresindeki sesleri duymazdan gelir.
Renkler artık yerli yerindedir ama kişi renkleri seçemez olmuştur.
Kısacası, bir zamanlar kalbin esiri olan kişi, artık ağır hasarlıdır.
İçine kapanmış, kalbin sözünü dinlemeye tövbe etmiştir.
Bu arada akıl, sevinç içindedir "Artık beni dinleyecek" diye...                                                             

Gün gelir kişi aklın dediklerini yapar, Onun gösterdiği yolda yürür.
Sakindir.
Ayakları hep yerde olduğundan, zaman zaman uçmak istese de uçamaz.
Bir zamanlar kör olan gözler artık görüyor, sağır olan kulaklar artık duyuyordur.
Akıl mutlu, kalp yorgun, kişi ise heyecansızdır artık...
İkisi birbiri ile uyum içinde olmadıkları sürece de, kişi ya yerde olacaktır, ya da gökte...
Seçim artık sizin.
Özlediğiniz hayatı kendiniz seçeceksiniz.
Yani ya "kalbinizi" dinleyip, onun esiri olacaksınız.
Ya da "aklınıza" uyup, kendinizi onun ellerine teslim edeceksiniz.
Arasını bulan varsa aman bana haber versin.
Gerçi "arasını" kim kaybetti ki, ben bulayımJ))


CANI YANAN KIZILDERİLİNİN, AY ÜSSÜ'NE MESAJI‏ !!!

 

1957 yılında Amerika'nın güneyine araştırma yapmak üzere üs kuran Nasa 'yı bir gün küçük bir Kızılderili çocuk fark eder ve koşa koşa epeyce uzakta bulunan kamplarına gidip
Büyükbabasına haber verir.
-Büyükbaba, beyaz adamlar gelmiş, aşağıdaki vadide gördüm...
Çok kalabalıklar ve bir şeyler yapıyorlar.
Yaşlı Kızılderili homurdanmaya başlar, belli ki epeyce sinirlenmiştir.
-Onlarla konuştun mu?
-Hayır, beni görmediler. Ben büyük tepenin üzerinden onları izledim.
-O zaman yarın yanlarına git ve orada ne aradıklarını sor.
Küçük Kızılderili ertesi sabah yola koyulur.
Üsse varır ve beyaz adamlardan birinin yanına gidip;
-Burada ne yapıyorsunuz? diye sorar
Beyaz adamlardan birkaçı küçük Kızılderililin başını okşarlar, ona gülümserler ve;
-Hani geceleri gökyüzünde parlayan bir şey var ya, biz buradan onu seyrediyoruz.
-Ay'ımı?! peki ama neden?
Adamlar küçük çocuğun sorusunu yine gülümseyerek yanıtlarlar.
-İleride... çok yıllar sonra buradan oraya insanları götürebilmek ve orada yeni bir hayat
kurabilmek için... Anladın mı?
Küçük Kızılderili şaşkınlığını gizlemeye çalışarak "Anladım" der ve koşa koşa uzaklaşır.
Öyle hızlı koşmuştur ki, kampa geldiğinde konuşamaz haldedir. Hemen büyükbabasının
yanına gider ve kendisine söylenenleri bir bir anlatır. Yaşlı Kızılderili torununun
anlattıklarını dinledikten sonra iyice sinirlenir, bağırıp çağırmaya başlar.
Ertesi sabah yine torununu yanına çağırır, hayvan derisi üzerine kızgın bir çubukla ve
kendi lisanınca yazdığı not u torununa uzatarak der ki;
-Bunu al, beyaz adamlara götür ve onlara de ki;
" Bunu büyükbabam gönderdi... Oraya, yani ay'a gittiğinizde bunu oradakilere verecekmişsiniz"
Küçük Kızılderili kendisine söyleneni aynen yapar. Üs deki beyaz adamlardan birine
notu verir, Büyükbabasının söylediklerini de iletir ve yine koşar adım uzaklaşır.
Üs çalışanları, belli bölümleri yakılmış deri parçasına bakıp, bakıp saatlerce gülerler.
Ancak aradan bir kaç gün geçtikten sonra, yaşlı kızılderilinin o notla, sözde ayda yaşayanlara nasıl bir mesaj iletmek istediğini merak etmeye başlarlar.
Bu merak günden güne öylesine büyür ki, bir tercüman çağırmaya karar verirler.
Tercüman geldiğinde herkes bir araya toplanır ve merakla beklemeye başlarlar. Bu arada gülüşmeler hala ara ara devam etmektedir.
Tercüman deri parçasını eline alır, okur ve ağlamaya başlar. Herkes şaşkındır, gülüşmeler yerini iyiden iyiye meraka bırakmıştır.
Tercüman yaşlı gözlerini kalabalığa çevirir ve der ki;
-Not aynen şöyle;
"Bu adamlara dikkat edin, elinizden topraklarınızı almaya geliyorlar!" 
 
Sunay Akın


Düşünce frekansınızı SEVGİ'de tutun...‏

 

Pozitif düşün, pozitif yaşa!

Yaratıcı gücümüzün sınırsızlığının farkında mıyız?

Evren hepimizin hizmetinde...

Son zamanlarda fizik ve metafiziğin birleşmesiyle birçok kavram değişik anlamlar kazanmaya başladı.

Ve kuantum ile olanın olma şeklini daha net görür algılayabilir olduk.

Daha da ötesinde birey olarak sahip olduğumuz sınırsızlığı ve yaratıcı gücümüzün sınırsızlığını algılamaya başladık.



Kuantum Nedir?
Kuantum fizikçiler evrendeki tüm parçaların birbiriyle bağlı ve etkileşim halinde olduklarını keşfettiler. Bu bilimin tüm olanın bir ve birbiriyle bağlı olduğunu görmesi anlamında eşsiz güzellikte bir adımdı. Bilim kuantum fiziğiyle birlikte katı ve tek boyutlu bakış açısının ötesine; evreni, varoluşu tek ve katı bir pencereden izlemenin ötesine genişlemeye başladı.

Evrende varolan her şey ve bedenimiz atomlardan oluşuyor. Ve atomlar boşluk içinde dönen elektronlar ve protonlardan. Aslında zihnin sınırlamalarının ötesinde sonsuz bir boşluk içindeyiz diyebiliriz. Ancak, kuantum fizikçilerin gözlemleri bu boşluğun anladığımız anlamıyla boş olmadığını gösterdi. Kuantum fizikçiler atomaltı parçacıkları gözlemlemeye başladıklarında, içinde çok sayıda potansiyeli barındıran saf bir enerji alanına ulaştılar. Bu alandaki saf enerji fizik kanunlarından ve maddeden farklı hareket ediyordu. Bu enerjinin kaynağı bilinmiyordu, hep varolmuş ve hep varolacak, sonsuz ve ebedi olan saf enerji kaynağı...Zaman ve fiziksel bir form içinde her bir parça ayrı olarak algılansa da, bunun bir algıdan ibaret olduğunu, parçaların birbiriyle etkileşim içinde olduklarını, ve bağlı olduğunu kuantum fiziği dünyaya sundu.


Bu kişisel olarak bizler için ne anlama geliyor?
Her parça birbiriyle ilişkilidir...Her insan bir diğeriyle bağlıdır...

Düşüncelerimiz bir titreşim taşır.

Düşünceler yaşama doğduğumuz andan itibaren yüklenmiş olduğumuz inanç kalıplarımızdır. Ve inanç kalıplarımız yaşamı nasıl algıladığımızı belirler. Örneğin, yaşamın zor olduğu inanç kalıbını taşıyan bir kişinin düşünceleri bunu yansıtır. Bu düşüncelerini gün içinde kelimelere dökerek ifade eder. Düşüncelerin titreşimi kelimelerle ifade edildikçe güçlenir, ne kadar çok sıklıkta kelimeler yaşamın zor olduğu inancı etrafında dönerse o oranda bu inanç kalıbı güçlenecektir.

Her enerjinin bir titreşimi ve bu titreşimlerin de bir karşılığı vardır.
Ve bu inanç bir titreşim, bir frekans, bir kod taşımaktadır. Ve ALAN denilen bu saf enerjiye bu kişi tarafından adeta bir radyo istasyonundan yayılan sinyaller gibi gönderilecektir. Fizik kanunlarından ve maddeden farklı hareket eden enerji kaynağı olan bu BOŞLUK/ALAN, kişinin bu inancını ona geri yansıtacaktır. Ve kuantum fizikçilerinin de gözlemleri neticesi ortaya koydukları gibi bu alan çok sayıda potansiyeli içermektedir.

Yaşamın zor olduğu inancını sürekli ALANa yayınlayan bu kişiye, ALANdan bir çok deneyimde yaşamın zorlu olduğu inancının yansıması geri dönecektir. Zorlu ve çatışma halinde ilişkiler (iş, eş, aile, arkadaş ilişkileri), zorlu yaşam koşulları; tatmin etmeyen ücretlerle çalışılan iş ortamları, yaşamın günlük rutininde devam eden süreçlerin kolay yollardan yürümesi yerine sürekli karşılaşılan zorluklar, bu iş oldu noktalarında tıkanan enerjiler vb. örnekleri her birimiz kendi hayatımızdan çoğaltabiliriz.

Size bu noktada e-maillerde sık sık dolaşan özlü sözlerden birini tekrar hatırlatmak istiyorum. Belki şimdi Kuantum bakış açısı ile konuya baktıkça sizin için daha değişik bir anlam ifade edebilir.


Duygularınız Düşüncelerinizi,
Düşünceleriniz İnaçlarınızı,
İnançlarınız Davranışlarınızı,
Davranışlarınız Alışkanlıklarınızı
Alışkanlıklarınızda Hayatınızı oluşturur.


Bizler bilsek de bilmesek de, farkında olsak da olmasak da, her birimiz bu alandaki saf enerjiyi kullanırız. Ve bu alandaki enerjiyi kullanmadığımız bir an bile yoktur. Tüm düşüncelerimiz, bu alana yayılmakta ve bizlere deneyimler olarak geri dönmektedir. Ve bizler sanki yaşamın karşısında bir yaprak gibi savrulduğumuzu sanırız. Değiştirme ya da yenilenme gücü olmaksızın yaşamlarımızı tatsız ve keyifsiz bir şekilde belki de sürmek zorundayız sanırız. Ve bir de bilinçaltımızdan yansıyanlar vardır, bilinçli halimizle olan biteni takip etmekte zorlandığımızı hissederken, bilinçaltına hiç ulaşamayacağımızı sanırız.

Ve bu alan bize neye inanıyorsak onu yansıtır! Yaşamım dediğimiz şeye bir bakalım, peki ya kuantum mekaniğinin bize sunduğu doğruysa, öyleyse şöyle bir sonuç çıkıyor ortaya... Ben yaşamı nasıl algılıyorsam, bunu bir radyo istasyonu gibi yayıyorum, yaymış olduğum bu titreşimler ebedi ve ezeli olan bu saf enerji alanına ulaşıyor, ve bana yaşam deneyimleri olarak geri dönüyor.


Radyo frekansınızdan güzel haberler vermek, sevinç, çoşku ve aşk şarkıları çalmak elimizde.

Tek yapmanız gereken düşünce frekansınızı

SEVGİ'de

tutmak.


``Ya Kendimiz Olmaya Yürüyoruz Ya da Kaybolmaya``...

Karar vermekte zorlandığımızı hissettiğimiz,

ama casaretin eteğini de sımsıkı tutmak gereğini duyduğumuz zamanlar..

İşte aslında her koşulda iki duraktan birine doğrudur yolculuğumuz:

``Ya Kendimiz Olmaya Yürüyoruz Yada Kaybolmaya``.
..

 

"Oyun bitiyor ve ben yine küçücuk odamda suskunluğumla başbaşayım.."

Ufacık odamda, kocaman sığdırdığım bir hayat benimkisi...
Herşey o odanın içinde başlayıp, o odanın içinde son buluyor..
Bütün sevinçlerimi, hüzünlerimi o odanın içinde tek başıma ruhumla paylaştım çoğu zamanlar...
Ama artık ufacık odama sığdırdığım kocaman hayata bile sığamıyorum..
Aklımın oyunları durmak bilmiyor..
Herseferinde hayata yeni başlangıçlar yapıp ve o başlangıçların bitmesi yine aynı yerden bir kısır döngü halinde başa sarması çok can sıkıcı olmaya başlıyor..
Ardı ardına bilinmezlik senaryoları beliriyor  beynimin bir köşesinde.. ve akıl oyunu oynamaya başlıyor..
Tek kişilik odamda çok kişilik oyunlar...
ve ben yine sobelenen oluyorum..
Şimdilerde ise yeni bir oyunun başlangıcındayım..Oyunun adı ne yapacağımı bilmiyorum..
Oyun bitiyor ve ben yine küçücuk odamda suskunluğumla başbaşayım..


Ya Canım Ellerini Tutmak İsterse???

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmelerarkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer...


Utanılacak bir şey değildir ağlamakgözyaşı yürekten süzülüp geliyorsa eğer...
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlıkçalınan birinin kalbiyse eğer...


Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalarkara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer...
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerininson sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer...


Su gibi akıp giderdi zamanbeklenen sonunda gelecekse eğer...
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanlatanımsız kokuları yastığa yapışıp kalmasaydı eğer...
O büyüko görkemli sonölüm bile anlamını yitirirdiyaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer...


O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklarson umut ışığıda sönmemiş olsaydı eğer...
Bu kadar ısıtmazdı belki de bahar güneşleriher kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer...


Anılarda kalırdı belki de zamanla ince belnamussuz çay bile ince belli bardakta verilmeseydi eğer...
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki desıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer...
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirlerkulağına okunacak biri olsaydı eğer...


Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalarihanetten onlar da payını almasaydı eğer...
Issızlığa teslim olmazdı sahillerkendi belirsiz kıyılarında gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...


Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.Yalnız kalmaktan korkmuyorumdaya canım ellerini tutmak isterse?


Evet sevgilikim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunukim uzanmak isterdiince parmaklarınamazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer...


Yolu yarılayan kadın.....

Yolu yarılayan kadın sevgisinde ve öfkesinde cömerttir.

Onunla olan
erkeğin her şeye hazır olması gerekir.

'Yaş otuz beş, yolun yarısı eder' deyince şair, yolu yarılayan kadınlar aklıma gelir.

Ne aradığını ya da ne aramadığını bilen kadınlar.

Aşkı, sevdayı mutlaka tatmış olurlar.

Bu nedenle onları yüzeysel duygularla kandırmak mümkün değildir.


Aşkın da aşksızlığın da kokusu bu kadınlara sizden önce gelir.Ömrünün diğer yarısını kendini geliştirmeye adayacağından bilinçleri doruğa
yükselir.

Akıl ve bedenle birlikte girdiği ortama renk ve ışık verir.

Yolu yarılayan kadınlarla kolay ve zor bir hayat iç içedir. Sevgisinde de ,öfkesinde de cömerttir.

Evet anlamına gelen kadınsı hayırlarla kapris yapılmayacağını çoktan öğrenmiştir.

Erkeğin ne ardından gelir, ne de ilerisinde olmak için didinir.


Yan yana ,can cana duruşlar tercihidir.

Bazen bir anne şefkati, bazen de bir aslan kükremesi ile şaşkınlığa çevirir.

Onunla birlikte olan erkeğin her şeye hazır olması gerekir.

Yolu yarılayan kadınlar duygularını yaşamasını bilir.


Davranışları sebepsiz değildir.


Kalbi kırıldıysa ağlar, ağlayışının sebebi erkeğin ona sunacağı sevgideğildir.


Mutluysa kahkahalar atar, gülüşünün sebebi dikkat çekmek değildir.


Seviyorsa kıskanır, kıskanç oluşunun sebebi kendine güvensizlik değildir.


Üzgünse omuz arar, destek istemesi çaresizliğinden değildir.


Suskunsa sebebi vardır, kendi haline bırakılması gerekir.

Yolu yarılayan kadınların hissiyatı kuvvetlidir.


Aldatıldığını sezgilerini kullanarak gün ışığına çıkarır.


Veda vakti geldi demenize bile gerek yoktur.


O verdiğiniz mesajı çoktan anlayıp kendi yolunu tutmuştur.


Her gidiş kadını daha da kadınlaştırır.


Gidenin ardından bakacak kadar hayatın uzun olmadığını anlamıştır.


Ve gizem kadına en çok bu yaşlarda yakışır.

Yolu yarılayan kadınlar ki ben onlardan bırı sayılırım..

Aşkın her daım yasanabılecegını..

Bır adam ıcın gerekırse ölünebilecegını..

Dogru adamı bulduysa

Herseyı goze alabılecegını..

Cokkk  iyi bilir....


Bu evin içine yaLnızLık qirdiqinden beri.....

Bu evin içine yaLnızLık qirdiqinden beri
Her odası darmadaqın, tıpkı ruhum qibi
Ya a$k bitti, ya zaman..
İkisinden biri...
HaLa yanaqımda qözya$ımın izLeri...

Artık susuyorum... SözLerim bitti..
Bu kez qidiyorum.. sahiden bitti....


MutLu sonLa biten hikayen oLamam..

ELLerinden tutsam iyiLe$mez yaram..



Yüzüne baksam.. Aynı a$kLa bakamam..
SevgiLim, ho$çakaL...
Yüzüme yaLanLarLa
Baktıqından beri..
AkLımda bir karma$a
İçimde acı izLeri..

Ya a$k bitti, ya zaman..
İkisinden biri...

HaLa yanaqımda qözya$ımın izLeri...

Savruk bir eLdim ben..
Tutamadın...
Aktım....

  Güçsüz bedendim ben..
Ardından yokLuğuna baktım


‘’Aşk ebruli bir tebessümdür kalbime.’’

Hiçbir şey gönlümde büyüttüğüm kadar saf değil. Hiçbir şey senin kadar masum değil içimde ki çocuk. Kim demiş sadece dumanlı dağlara kar yağar diye. Tüm karlar gönlüme yağar asıl. Ardından buzullar oluşur eteklerimde. İlmek ilmek dokunur damarlarıma simsiyah sözcükler. Her kelime dağ olur gönlümde. Her kar tanesi bir aşk türküsü… Notaları yoktur bu türkünün. Bu türkünün notaları ikinci cemre düşende gönle, yeniden bestelenir.


‘’Aşk ebruli bir tebessümdür kalbime.’’

Sonrası mı ?

Koyu bir sessizlik.

Ardı sıra bir yıldız kayması…

Yürek patlaması. Suskunluğumun kıyametidir bu an. Tüm mahşerler gözlerimde… Asi iç çekişler kapıları çarpan ellerimde… Ve ah’lar yumruğumu vurduğum masalarda, cam kırıklarında…

Sen asi gecelerin berfin’i! Aşkı ne sandın kırmızı bir gül mü? Bilemedin.

Aşk kurumuş bir güldür, gitmekle kalmak arasında ki şeydir. Dur. Hemen korkma. Unutma ki gökyüzünün en parlak yıldızı hala orada. Ve aşk gönlünde hala dipdiri…

Tüm sırlı yıldızların adları bende saklı. Yeryüzünün tüm denizlerine düşen yakamozlar benim gözlerimde ışıldar. Bir ben bilirim suskunluğumun tarihini. Her gece bir ben dokunurum gökyüzünün en parlak yıldızına. Ve her sabah güneşin kaskatı kaldırımlara cansız düştüğünü bir ben görürüm.

Şimdi aşk kimsesiz bir çocuğun gözleri kadar yalnız yüreğimde… Sen olmasan ne anlamı kalır göğün? Tüm aşk eşkıyalarının yüreklerini sonsuza dek kelepçelesek aşk terörden kurtulur mu? Kurtarmaya yeter mi bu aşkı?

Kelebekler kanatsız kalınca ve sevda yorulunca yüreğimi ellerimin arasına alıp gidiyorum işte.

Bu şehir gelince aklıma hatırladığım hiç bir şey olmamalı.

Güneşe yürümek gibi bir şey bu şehri terk etmek fikri…

Şimdi konuşurken, aşk karanlığın ortasında intiharı bekliyor.

Ve kar yağıyor…

Artık her kar tanesi borandır, fırtınadır. Çığ düşünce beklentilerime aşkımın kıvrımları kana bulandı. Aşkımın böğrüne kara bir hançer saplandı. Adamakıllı sendeledi aşk. Adamakıllı afalladı.

Sen sadece göktaşlarını düşürmeye ve aşkı ağlatmaya mı yararsın? Gözlerimde ateşten zehir taşıyorum. Aşkı öldürenleri de öldüreyim diye… Lakin acının hilali düşer gönlüme, acırım…

Bu aşk neden hep böyle haleli…

Bazen hasretler olabildiğince zirveye çıkar. Gözyaşlarıysa kuytularda gizlenir. O vakit dünya kadar yıldız düşse önüme ben yine kendi yıldızımı isterim. Bunu adına ne denir, bilmem. Ama aşk ağrır ellerimde.

Bu gece kar yağıyor, alarm veriyor şehrin karanlıkları.

Ölümse olanca esmerliğiyle duruyor kalbimde.

Ellerim, ellerim ve gözlerim yanıyor. Yüz binlerce melek saçlarıma tane tane düşüyor. Şehir serseri edasıyla sabahı bekliyor. Bense kar tanelerinin aşka kaval çalışını..........

Gece biter.

Yıldızlar söner.

Türküler, tanığı sevdamın…





MusicPlaylist
MySpace Playlist at MixPod.com

Bu site içinde Nilgün ALEMDAR imzası taşımayan yazılardaki bütün yorum ve görüşler yazı sahibine aittir...Bu site hiçbir grubun taraftarlığını hedeflemez.Hiçbir siyasi hareket, parti, sivil toplum kuruluşu veya dernek ile bağı yoktur. Herkese eşit mesafede durur. Yazı,şiir,resim,döküman,video gibi görsellerin siteye konulma amacı bilgi paylaşımı ve zengin bir tartışma ortamı yaratmaktır. ...

Diğer Bağlantı : http://nilgunalemdar.spaces.live.com

Elektronik Posta : nilgun.alemdar@hotmail.com