| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )


Nilgün ALEMDAR

Yazılar arşiv 09.2009 Other entries in 2009-09 resimler , videolar

HALBUKİ SÖYLENMEMİŞLERDİR İNSANIN CANINI ACITAN...



İçimde bir kız çocuğu oturtmuşlar
İçimde yüreğimin taa şurasına bakin ağlıyor!
Susturamıyorum onu!
İçimde bir hüzün saklanmış..
Çıkaramıyorum!
Kız çocuğu ile öyle özleşmiş ki..
Hüzün o kiz çocuğuna öyle yakışmış ki
Ayrılamıyorlar sanki...

Duyuyor musunuz..?
Hıçkırıklarını..?
Nasıl da sessiz ağlıyor duyuyor musunuz..?
Duymuyor musunuz?
Fakat nasıl olur?
Nasıl duymazsın?
Baksana hıçkırıklara boğulmuş ağlıyor..?

Göremiyorsan gözlerime bak..!
Gözlerimde ki mateme hüzne şahit ol..!
Görmesini bilen gözler baksın bana..!
Sahte gözlerle bakmayın bana..!
İçimdekini görebiliyorsanız bakın..!
Göremiyorsan zaten körsün demektir!!

Bir akıl verin içimdeki kız çocuğuna..
Onun anlayacağı biçimde söyleyin ama..
Bağirmadan.. küsmeden.. incitmeden konuşun onunla..
Ağlamasin artık.. çok sevdiği hüznü yollasın..

Yetmedi mi konuk ettiği biraz da mutluluk girsin aşk penceresinden..!
Aşkın kokusunuhasretini bu kadar yürekten yaşarken..
Mutluluğun güneşi girsin yüreğime!
Yeter artık matemin cemalini ezberledim..!

Susturun içimdeki ağlayan kız çocuğunu
Baksanıza hala ağlıyor..
Susmuyor..
Susturamıyorsunuz..
İste ağlamak üzereyim
Size susturun demiştim..
Şimdi içime dolan yaşlar benim gözlerimden süzülecek
Ve siz yine sadece izleyeceksiniz..!
Yine ben ve o içimdeki kız çocuğu kalacağız..
Yapayalnız



Hüzün bize yakışıyor işte görüyorsunuz
Anlamıyorsanız niye geliyorsunuz yanımıza
Bırakın.. gidin her zaman ki gibi
Matem Kafesine hapsolmuş bir yürek var biz de
Mutluluğun baharını bilmez bizim yüreklerimiz
Yaşamak nefes almaktır bizim için
Anladınız artık değil mi?
O halde gidin..!
Bırakın bizi..!!

Sizin anlayamayacağınız bir biçimde sesleniyoruz size
Susarak haykırıyoruz..
Anlamıyorsunuz değil mi..?
Susarak haykırmak ne acı yaşadınız mı hiç?

İçinizden hanginiz benim kadar yaralı..
Hangi karanfil var ki benim gibi boynunu büker..
Terk edilir..
Yalnızlığa gömülür..
Siz yakıştıramadınız amayalnızlık mutsuzluk bize ne kadar yakışıyor baksanıza..
İçimdeki kız çocuğu hala ağlıyor..
Susturamadınız...


Artık uğraşmayın..hıçkırıkları durdu..
Sadece sessiz sezsiz ağlıyor..
Birazdan yine susacak bu kiz çocuğu..
Gözlerinde bir matem
Yüreğinde bir hüzün kalacak...
Gökyüzüne bakacak nefes aldığına şükredecek
Bir karanfil daha yeşertecek kalbinde
Taa ki yine o karanfil boynunu bükene kadar
Ağlamayacak..

Sonra..içinde biriken bu ağlamalar bir volkan olacak..
İçinde kabuk bağlayan yaralar oluşsun
Oluşsun ki bir dahakine hepsi birden kanasin
İçinin kan ağlaması gibi..
Siz de izleyin..! Her zamanki gibi !
Ama bir gün.. İsyan edecek bu küçük kız çocuğu
Bir gün patlayacak.. hepinize haykıracak..
Anlamadınız diyecek.. haykırdım
Hıçkırıklara boğuldum
Ama gelmediniz.. Anlamadınız diyecek...
Sizler yine aptal aptal yüzüne bakip
Neyin var diyeceksiniz..
HALBUKİ SÖYLENMEMİŞLERDİR İNSANIN CANINI ACITAN...
Bunu asla anlamayacaksınız...
  

Buda Böyle Yarım Kalsın...

Buda Böyle Yarım Kalsın...

Seni, sende, sana rağmen yaşıyorum ben. . . Hep sen, benimle tamamlanmış
eksiklerine bakıp daha fazlasını isterken,
ben sende yeni boşluklar yaşıyorum. . .
Daha çoğunu isterken sen, bense yarımlarında kayboluyorum. . .

Kaç kez vazgeç dedi bu yürek, kaç kez yolun kenarındaki ormana girip yok olmak istedi. . .
Yaşadığım neydi?
Senin varlığını bilmek bile yeterken bana, sende kendimi yok hissetmek, "yok" olduğumdan başka ne düşündürebilirdi ki bana? . . Oysa düşünsene, ne coşku doluydu yüreklerimiz başlarken yeni bir hayata. . .
Gecelerimizi de, gündüzlerimizi de adamaya hazırdık birbirimizde, koşulsuz,
içten ve sımsıcak duygularımızla. . .
Yaşadığımız her an unutulmaz, doyumsuz ve vazgeçilmez olacaktı. . .
Sen bir sonbahar rüzgarında savrulmuş bir gül yaprağı
bense taç olacaktım sana. . .
Şimdilerde, kim savruluyor ve kim onu sarmaya çalışıyor karıştırıyorum artık. . .

Ben bu uykuları, böyle uykuları unutalı çok olmuştu. . .
Acı uykusu, hüzün uykusu,
korku uykusu. . . Bir gece birinin, diğer gece bir başkasının sonsuzluğunda
kayboluyorum. . . Ne garip ki kendimi kuşatma altındaki bir ordunun komutanı gibi
görüyorum bu günlerde. . . Ne çok askerim var bana ihanet eden. . . Düşmanla savaşmak değil, bu arkadan vuruşlar beni kahreden. . . Bir beyaz bayrak ve teslimiyet şu anda görünen. . .
Ama çok sürmez esaretim biliyorum, içimdeki bu
yenilginin acısı sürse de yıllarca, bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme. . .
Şimdi gitmek zamanı belki, geride yaşanmış yada yarım kalmış anları bırakarak. . .
Sen de tüm ürkekliğinle, tüm hatalarınla, tüm eksiklerinle, tüm haklı gördüğün
yanlarınla başbaşasın şimdi. . .

Hep bir şeyler tamamlanacak değil ya olsun, buda böyle yarım kalsın...


YALNIZLIK !...

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum

Ne tuhaf, vaktim olmazdı

yalnızlığı bunca bilirken

kendimi hiç yalnız sanmazdım

çevremde hep birileri vardı,

ben hep birilerinin yanındaydım

günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı

aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla

kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat

bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı

bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza

bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları

sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık

elde olmayan nedenle

sudaki halkalar gibi genişleyen

küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara

vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar

birbirimizi çok sevdik hep

yıllarla azala azala

şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem,

yalnız olmadığımı kanıtlamak istiyorum kendime

eskiden iki albüme sığdırdığım hayatım,

şimdi sığmıyor eskilenlerle çoğalmış fotograflara

telefonun başına geçiyorum

alt alta dizilmiş onca ad arasında seken ömür parçası

gün ölüyor meşgul numaralarla

şimdi ne zaman yalnız olduğumu düşünsem,

şimdi ne kadar yalnız...

yalnız olduğumu anlamam için beni hiç yalnız bırakmadınız.

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum

her zaman yalnızdım, bunu biliyorum

büyücü ellerimin kara sanatı yazı

en çok ben onardım dostlukları, en çok benim elim dikiş tuttu

bağışlamasız sanarken kendimi

en çok ben unuttum kalbimin benden sakladıklarını

tığla içeri çektim takılmış kazakların ipini

denenmemiş başlangıçları göze aldım,

hafifletilmiş hasarları, görmezden gelinen enkazı

mutfağı beklemek hep bana kaldı

bir şiirden bir romandan bir filmden çıkıp

her seferinde aydınlık bir inat gibi yeniden karıştım hayata

hiç el değmemiş gibi yeniden konuk geldim

odalarınıza, ruhlarınıza

buraya

eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim.

Şimdi birdenbire bir köşeden çıkıp bana,

yalnızca, Merhaba, deseniz,

o zamanlar hiç mutlu etmediğiniz kadar mutlu edersiniz,

bir zamanlar bütün ağladıklarımı geri verebilirim size

sağ olun demenk isterim, sağ olun, sağ olun

sanki beni yeniden sevdiniz

ama biliyorum, pis bir yağmur başlıyor, şemsiyem yok yanımda,

yağmurda yürümekten nefret ederken, yürümekte ısrarlıyım gene de

isterseniz, kederdeki bütünlük, diyelim buna

ne kadar ıslansam, o kadar çıkacağım sanki

bir zamanlar çok daha bütün olduğumu sandığım

o yıkanmış zamanlara...

yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler

her zaman yalnızdım

kitaplar kadar yalnız

yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım

herkes için farklı aldanışlar kurtarılmış hayatlar yok pahasına

her zaman yalnızdım

yanardağlar kadar yalnız

ey kafiye sevenler,

şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız!

nankörlük etmeyeyim gene de,

yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız

evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı

gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni

yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde

yalnızlık için çalar telefonlar kapılar

İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım, ölmeden yapacak çok

iş var


AŞK NE DEMEK GÖRÜN ....

 

AŞK NE DEMEK GÖRÜN ....

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.
Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş.

Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.

Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş. Zenginlik, "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.

Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."

Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.

Bilgi gülümsemiş: "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"


YUNUS EMRE’NİN SEVGİ ANLAYIŞI ...

Yunus Emre

 

İnsan, sevgi yoluyla Tanrı’ya ulaşır, çünkü insanla Tanrı arasında özdeşlik vardır. Ancak, insanın bu madde evreninde bulunması, ruhun Tanrısal kaynaktan uzak kalması bir ayrılıktır. Bu ayrılık insanı, yaşamı boyunca Tanrı’yı düşünme, ona özlem duyma olaylarıyla karşı karşıya getirmiştir. Gerçekte, insan-Tanrı-evren üçlüsü birlik içindedir, var olan yalnız Tanrı’dır, türlülük bir görünüş’tür. Çünkü Tanrı, kendi özü gereği, bütün varlık türlerini kapsar, her varlıkta yansır.

Evreni kuran öğelerle insanın gövdesini oluşturan ilkeler özdeştir. Bu özdeşlik Tanrısal özün bütün varlık türlerinde, biçimlendirici bir öğe olarak bulunmasından dolayıdır. Tanrısal özün  nesnel varlıklarda bulunması bir yansıma niteliğindedir. Çünkü Tanrı yarattığı nesnede yansıyınca oluş gerçekleşir. Sevgi insanda birleştirici, bütünleyici bir eğitim niteliğindedir.

Yunus Emre, sevgiyi Tanrı ve onun yarattığı tüm varlıklara karşı duyulan bir yakınlık, bir eğilim diye anlar. Sevginin ereği yüce Tanrı’ya ölümsüz olana kavuşmak, onun varlığında bütüne ulaşmaktır. Tanrı insanla özdeş olduğundan “kendini seven Tanrı’yı, Tanrı’yı seven kendini sever”. Çünkü sevgi kendini başkasında, başkasını kendinde bulmaktır.

Sevginin olmadığı yerde öfke, kırgınlık, çözülme ve birbirinden kopukluk gibi olumsuz durumlar ortaya çıkar. Sevginin değerini yalnız seven bilir, sevmekte bir bilgelik, bir olgunluk işidir. Yeterince aydınlanmamış, Tanrı ışığından yoksun kalmış bir gönülde sevginin yeri yoktur. Bütün varlık türlerini birbirine bağlayan, onları Tanrısal evrene yönelten sevgidir. Sevgi bir çıkar amacı olmadığından seven karşılık beklemez.

Dost kişi gerçek seven kişidir. Dost başka bir anlamda da Tanrı’dır, kişinin gönlünde ışıyan özdür. Yunus Emre’de yaşamak Tanrısal özün bir yansıması olarak evrende sevinç duymaktır. Çünkü bütün varlık türlerinde Tanrı görünmektedir, bu nedenle severek, düşünerek yaşamayı bilen kimse her yerde Tanrı ile karşı karşıyadır. Yaşamak belli nesnelere bağlanmak, yalnız gelip geçici varlıkları edinmek için çırpınmak değildir. Böyle bir yaşama biçimi kişiyi Tanrısal özden uzaklaştırdığı gibi yetkinlikten, bilgelikten de yoksun kılar.

Yunus Emre’nin dilinde bilge kişinin adı eren’dir. Eren barış içinde yaşamayı, bütün insanları kardeş görmeyi, kendini sevmeyeni bile seven kişidir. Onun gönlü yalnız sevgiyle, dostluk duygularıyla doludur. Evreni bir Tanrısal görüş alanı olarak bildiğinden, erenin evrene karşı da sevgisi, saygısı vardır. Eren’in gözünde insan, bir küçük evrendir, büyük evren ise Tanrısal özün kuşattığı sonsuz varlık alanıdır. Eren olma aşamasına ulaşmış kişide erdem, alçakgönüllülük, eli açıklık, yetkinlik, olgunluk bir bütünlük içinde bulunur.

Ölüm ruhun gövdeden ayrılıp tanrısal kaynağa dönmesiyle gerçekleşir. Bu nedenle ölüm ruhla gövde arasında bir ayrılıktır. Gerçekte ölüm yoktur, ruhun ölümsüzlüğe ulaşması, yüce kaynağa dönüşü vardır. Çünkü bütün varlık türleri Tanrısal özün yansıması olduğundan, salt ölüm de söz konusu değildir.

Ölümün bir başka anlamı da bilgiden, erdemden, yetkinlikten, sevgiden yoksun kalmaktır. Bu nedenle sözün, boş bir kavram olmaması, bir varlık sorununu, bir düşünceyi dile getirmesi gerekir. İnsan ancak söz söyleme yetisiyle insandır; konuşan Tanrı durumundadır.

Günümüzde onun asıl büyük değerinin ise her dinden, her inançtan insanlara aynı gözle bakan insan sevgisinden kaynaklandığı kabul edilmektedir.


Platonik Aşklar‏ ...

Platonik aşklar, habersiz çekilen fotoğraflar gibidir.
Farkında olmadığın için hep daha duru, saf ve güzel çıkarsın..

Ne aşklar yaşadık biz
Hep gizli, sessiz,
Kendi kendimize,
Adını bile bilmeden,
Ne hayaller kurduk,
Yaz günleri
Gökyüzünde samanyoluna bakarak,
Sevip, sevmediğini bilmeden,
Elini bile tutmadan,
Kalplerimizde ne fırtınalar ne depremler yaşadık
Gizli, gizli
Ama hep sessiz
Ara sıra belki
Gizli bir bakış
Gözlerini, gözlerimizde hissederek
Ne kadar mutlu olduk.
Ayaklarımız yere basmazdı”
Göremezsek bir kaç gün
Ölümü bile düşünür
Ağlardık gizli gizli
Tıpkı aşklarımız gibi
Sessiz, sessiz
Kimselere bildirmeden
Alıntı

Platon-ik
Nerden bilebilirdi ki Platon,
Adının karşılıksız aşka musallat edileceğini.
Keşke her platonik,
Olabilseydi bir nebze Platon...

Baktım
Baktı
Bakıştık
Ben güldüm
O güldü
O gülünce ben bir daha güldüm
Gülüştük
Gözlerimizle
muhteşem bir sevgili yaratmak...

platoniktir sevdiğiniz, yani aşkı yaşayamadığınız kişidir.
onunla sadece hayallerinizde birlikte olursunuz
ve bu hayallerde o kişi, mükemmeldir,
ilişkiniz mükemmeldir.
tek bir falso yoktur hayallerdeki aşkta,
heyecan olsun diye kavga edilen anlar bile sevgiden olur,
ateşli sarılmalar, delicesi özlemler ve sevişmelerle biter,
tıpkı filmlerdeki gibi.

platonik aşkta,
insan olmayana aşık olur ve
olmayan ve asla olmayacak aşkı yaşar.
ki eğer ilerde bu platonik aşk,
gerçeğe dönüşecek olsa dahi sonu hüsranla biter.
çünkü aylarca düşlerinizde yaşadığınız aşkla
gerçekte yaşadığınız aşk ve hayallerinizde sevgiliniz olan kişi
ile gerçekte sevgiliniz olan kişi birbirini tutmaz.
sonu hep hayalkırıklığıdır sadece.
platonik aşk bahar geldi mi esen sam yelidir...gelir geçer....
ardında hoş bir sada bırakır yalnız...seviyoruz platoniklikleri....
sevgi derişimi

bir hikaye...
önemli bir yazar kaleminden,
yazarın adı gerçek, öyküsü ise hayat...
böyle olunca dikkat çekti tabi,
sadece içerik için bile okunabilirdi,
başladık öğrenmeye gerçeğin kaleminden hayatı...

insanlar belli belirsiz,
bugün sıcaklığı -5 yarın 45 derece,
entalpilerinin sabit kaldığı yok hiçbir zaman,
biri 1 mol neşeyle çözelti oluşturmuş,
kimi ise daima hüzün...
kimsenin derişimi kimseyi tutmuyor,
turnusol kağıdına benziyor insanlar,
kimine asit damlattığında rengi değişiyor, kimine baz...
ama ya bugün ya yarın çıkıyor ortaya tüm yalanlar,
yalandan bir dostluk,
yalandan bir sevgi,
yalandan bir dünya içinde yaşıyor insanlar...

yalan olan o kadar çok şey var ki hayatta,
bazen en çok inandığın şeyler bile yalan çıkabiliyor,
ve bir elementi çözeltiye çevirebiliyor 1dkda.
insanların kendi çözünürlüklerini bilmediği zamanlar oluyor,
1 mol sevgi istiyorlar derişmek için,
1 mol daha...
fakat her molden sonra seyreliyorlar derişmek yerine,
ve yine de sevgiyi hakettiklerini düşünüyorlar nedense.

bunların hepsi bizim için geçerli,
sen hiç uzatamadığın zeytin dalından bir mol yağ,
bense daima sabit kalan su,
yıllardır bir emülsiyonu gerçekleştirdik seninle,
karıştırdılar, birleşemedik...



Ben seni gerçeklerde aradım ...

Photobucket

İnceden hüzünler sarar yüreğimi
Dertler bir hançer saplanmış yüreğime
Düşmüşüm ateşten kör kuyulara
Yanıyorum farkındayım canımda bir o kadar yanıyor
Bu gizli sevda çekilir gibi değil
Ben seni seviyorum
Her ne kadar senin bundan haberin olmasa da
Belki bir gün güneş gibi doğarsın karanlık gecelerime
Belki bir gün sen bana koşar gelirsin diye bekliyorum
Kaç kez kapımı kırarcasına çaldı umut
Ardından hayallerim geldi




Ben seni gerçeklerde aradım
Ardından ağladım gözümden yaşlar süzüldü
Sen içimde kanayan gizli yarasın
Sen bu dünyada senin bilmediğin benim gerçeklerimsin
Sonra umuda hüzünler yükledim yıkılan hayallerimden kalma
Esen rüzgârlara saldım umutlarımı önce acı bir hüzün hissedeceksin
Ardından buruk bir mutluluk
Ben sana gerçeklerimle geldim hem de kaç kez defalarca
Ama sen yüreğinde arkadaş bildiğin ama benim yüreğimde sevdiğim aşkımsın
Utanıyorum kendimden arkadaşça duygularını yüreğim büyük bir sevgiye çevirdi



ansınızın zamansızın yürekten gecenler


Gitmek istiyorum...

Gitmek İstiyorum...
Gitmek istiyorum,
Sadece yalnızlığımı alıp
bilmediğim çok uzak yerlere...

Mutluluk aradığım yalnız yaşamımın
kaybettiği o gülümseyişlerimin olduğu yere...

Gitmek istiyorum,
şimdi yanımda olmayan babama
saçlarımı okşayan anneme
çocukluğumun güzel günlerine...

Küçücük hayallerime
Büyük sevgilerime
kaybolan sevincime

Kimselerin olmadığı sonsuzluğa
Gitmek istiyorum...

Canımı acıtan üzüntülerimin olmadığı
Kalbimi kıran kimselerin olmadığı
içimdeki şımarık çocuğun hep oynadığı
o uzak yerlere..

Gitmek istiyorum...


Kimliksiz Aşk...

Bana öyle bakma

Ben değilim suçlusu yalnızlığın…

Eskimiş cebimizdeki gülüşler,

Hükmü bile yok şimdi gözyaşlarının…

Biliyorum kızıyorsun yokluğuma,

Alıp başımı gitmelerime zamansız,

Kızıyorsun biliyorum, suskunluğuma,

Ve inadına sevişime böyle seni,


Serseri yürek dokunuşu gibi,

Kuralsız oluşuma…

Oysa "hiç bir yerdir" molasında durduğum,

Neye dokunsam, kaybolur hayalin,

"Bir sensizlikten, diğer bir sensizliğe"

Yol alışlarımda tükenir sana

yorgunluğum…


Gitmek değil benimkisi,


Belki kalmak sancısı,

"Arada…"

Yani ne orada tutuşturur

Ellerin ellerimi,

Ne burada…

Bana öyle bakma,

Ben değilim suçlusu bu uzaklığın…

Yazılmamış mektup hükmünde sözler,

Nedendir bilmem, bana sorma,

Yazgımız olmuş sanki bütün mesafeler…

Ve seni düşünürüm bir vakit,

Sabahın üçü,

Beşinci sigaranın dumanı…

Ve sana üşürüm bu vakit,

Soğur yazdığım harfler,

Düşünürken yalnızlığını…

Seni sevmek,

Dost olabilmektir karanlıklara…

Ve bütün uzaklıklara,

Yakın olabilmektir…

Kavgasız yenilmektir belki,


Çölde bir gül olup pervasız,


Susuz yaşayabilmektir…

Kurşunsuz ölmektir savaşta,

İçine gömmek can acısını,


Ve yarasız kanayabilmektir…


Özlemektir seni sevmek,


Randevusuz tesadüflere gebedir,


Ölesiye sevişmek…


Dalıp gitmektir gökyüzüne,

Ve güvenmektir sözüne,

Sormadan bilebilmektir…

Anlamaktır seni sevmek,

Alışmaktır kaş çatışına…

Bilmektir sen olmayı bende,

Kulak vermektir kalp atışına…

Bana öyle bakma güzel,

Ben değilim suçlusu bu olmazın…

Ertelenmiş düşlerdeki yalazın,

Kuytusunda ısınır bu el…

Bak yine sen kokuyor şiir,

Radyoda ince saz,

Memleket havası,

Bir ses, bir söz,

Bir gazel…

Aklımda yine gözlerin,

Yokluğuna inat…

Kıvrımında kaldı dudağımın,

Islaklığı…

Sıcaklığı…

Öpüşlerinin……


Özlem böyledir...

Özlüyorum seni,
Yalansız bir özlem bu
Dolansız, saf bir özlem.
Yeni doğan bir çoçuğun
Minicik elleri gibi
Yumuşak ve mazlum
bir özlem bu...

Gökyüzü kadar büyük
Senin kadar yüce
bir özlem bu...

Hasretten ağlayanan sevdalıların
Yıllarca kavuşamayanların
İki gün bile dayanılamayan
bir özlem bu...

Ne yapacağini bilmeyen
Telefonlar bekleyen
Ağlayan, isyan eden
Kendisini harap eden
bir özlem bu...

Yolda yürürken
Otobüslere dört gözle bakan
Belki, onu görürüm diye
Kıpır kıpır yerinde duramayan
***** *****, bos bos gezinen
Seni arayan bir özlem bu.

Bulutlara baktığında bile
Sanki seni göreceğini sanan
Orda olmadiğını bilen
Ama yinede şansını deneyen
bir deli özlem bu...

Yani güzelim,
Bir kalpsizi bile,
Ağlatabilecek,
bir deli özlem bu...

peki özlem nedir?
Özlem sevgidir…
Özlem güçtür..
Özlem var oluştur.
Özlem sevdandır..
Özlem bekleyiştir…
Özlem içindeki acıdır..
Özlem özlememeyi hasrettir..
Özlem özlemeyeni özlemektir..
Özlem özleyeni özlemektir…
Özlem gelemem diyeni bekleme gücüdür..
Özlem gidene ağıttır..
Özlem sevdana söz vermektir..
Özlem kalbine söz geçirememektir.
Özlem kaçış değil var oluştur…
Özlem çaresizlik değil çaredir..
Özlem vazgeçmemektir.
Özlem kelimelerin yetersiz kaldığı andır.
Özlem sessizliğin çığlığıdır..
Özlem yaşamındır..
Özlem gelmeyeceğini bilerek bekleyebilmektir.
Özlem siyah gecelerde siyahın izi kalabilmektir..
Ve artık..
Özlem....................................
Özlem böyledir...





MusicPlaylist
MySpace Playlist at MixPod.com

Bu site içinde Nilgün ALEMDAR imzası taşımayan yazılardaki bütün yorum ve görüşler yazı sahibine aittir...Bu site hiçbir grubun taraftarlığını hedeflemez.Hiçbir siyasi hareket, parti, sivil toplum kuruluşu veya dernek ile bağı yoktur. Herkese eşit mesafede durur. Yazı,şiir,resim,döküman,video gibi görsellerin siteye konulma amacı bilgi paylaşımı ve zengin bir tartışma ortamı yaratmaktır. ...

Diğer Bağlantı : http://nilgunalemdar.spaces.live.com

Elektronik Posta : nilgun.alemdar@hotmail.com