| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )


Nilgün ALEMDAR

Yazılar arşiv 10.2009 Other entries in 2009-10 resimler , videolar

Bu Kimsesizlikten Taşınıyorum..

Bir daha karsılaşmayacağım biliyorum...
Yani yüzün olmayacak bir daha...
Hüzün olacak her adimim...
"hoş geldin"leri eksik olacak kapımın...
İlk açışımda küflü bir yalnızlık vuracak yüzüme...
Önce terliklerin her zaman ki yerlerinde olduğunu fark edip, gazetelerin okunmamışlığını göreceğim ve yatağın bozulmamışlığını. İşte ilk o zaman gözyaşlarım bozacak geceyi. Çaresizce yatağın kenarına kıvrılıp dizlerimi karnıma çekerek, sanki pazardan eve dönüş esnasında, annesine yaptığı tüm ısrarlarına rağmen, o renkli treni satın aldıramamış çocuğun moral bozukluğunda, yani küçük yaşlarımın göz-yaşları gibi saf bir yalnızlığı küskünlükle sulayacağım...

Bir daha karsılaşmayacağım biliyorum...
Sesin olmayacak...
Yattığım yerden bir sabahı cıvıldayan gülümsemenle karşılamayacağım. Gözüm hep bir sessizliğe açılıyor olacak. Duvarlarım artik kulaklarını kapatmayacak yüksek sesli tartışmalarımızda, cam çerçeve indirecek kalkanlarını, salonu ortasında oradan oraya uçan yapma çiçeklerle dolu vazolar havalarda uçuşmayacak. Japon yapıştırıcısı çabukluğunda yapışmayacak bir daha parmaklarımız birbirine... Bir vazonun kırılan yerlerini birkaç gülümsemeyle tamir etmeye çalıştığımız o barışma anı sonralarında. ...ve kırılan bi aşkı yapıştıracak hiçbir şeyin olmadığını işte bu çaresizlikte bir kez daha anlayacağım...

Ne banyodaki köpüklü senfonilerin, ne de mutfaktaki yemek kokulu mırıltıların olacak. Ne yerde dökülmüş saçların. Ne de ıslak ayak izlerin olacak parkelerin üzerinde. Ne buzdolabının en gizemli köselerine sakladığı çikolataların, ne de kepekli ekmeğin olacak kahvaltı masamda.. Koca bir ev zayıflayacak gidişinle bir ruh hep aç olacak...

Ya ışıkları kim kapatacak ardımdan gazete arkası şekerlemelerde, televizyon karşısı sızmalarda, kiminle yapılacak kanal değiştirme kavgaları, nasıl yenecek bu yalnızlıktan patlamış mısırlar...

Sırtımı açıkta bıraktığım ruh üşümelerinde kim sıcacık elini yüreğimin üzerine koyacak bu evde... Bir kilo baklava kurnazlığında kiminle yapılacak su savaşları...

Bu kimsesizliğin galibi kim olacak...

Bir daha karsılaşmayacağım...
Biliyorum...

Çıkarken üzerine binlerce kilit vuracağım kapının ardında, dondurulmuş anılarım kalacak...

...bugün
bu evden,
bu şehirden,
ve..

..bu kimsesizlikten taşınıyorum.

Yalnızlığım Deliliğim Ve Ben

angelpretty2.gif

Bana öyle geliyor ki
Yalnızlık için doğmuşum
Ya da yalnızlık için doğduğunu sanan
Çok olan azlardan biriyim

Derdim hayatla değil belki
Belki daha çok kendimle
Anlaşamazlıkları anlayan ruhumla
Farkındalıkları anlatamayan yüreğimle,

`Anal hak` diyen hallacı ne çok okudum ben
`Ne varsa sendedir `diyen mevlanayı ne cok sevdim
`Kendinden başkasına sığınma` diyen Buddha yi ne denli benimsedim
Herseyin elimden çıktığını bilmek güzel de
Şikayet edememek hiçbir şeyi bu yüzden,
Bir sen, bir umutların, bir yalnızlığın kalıyorsun
Bir de kimseye gösteremediğin şikayetlerin

Benim yalnızlığım nasıl bir yalnızlıktır
Herkese benzeyen yönümle hangi yalnızlıktır bu yasadığım
Ben herkesin farkındayım da
Kim kendisinin farkında
Kimden benim farkıma varmasını bekleyeyim
Kaç benzerlik kaldı bu bize artik benzemeyen dünyada
Kac benzerlik hala renkli
Hala tutkulu yaratılısın o ilk gün kardeşliğini anlatmaya

Odamda bir basınayım
Daha doğrusu evimde tek basınayım
Daha doğrusu mahallemde ve şehirde. ve su dünyada
Herkesin yalnız olduğu kadarım belki
Ama ah su anlamalarım yok mu
Bu basıma bela olan

Anlamaya çalışmaktan mı geliyor bu yalnızlık
Öyle çok tükettim ki kendimi anlamalarla
Kimseye verecek bir şeyim kalmadı belki
Öyle korkuyorlar ki benden
Her an yalnızlıklarını yüzlerine vuracağım
Her an içlerindeki kaçtıkları herşeyle
Ama herseyle yüzleştireceğim onları

Bana umutla uzanan her elde yoruldum
Görmekten korku titremelerini
Ben kendimden korkmaktan çoktan vazgeçtim
Bir korkmaktan korkmalarim kaldi bana yadigar

`İçimde susmuş bir ses var yokluğunu haykıran`
`Nereye çeksem kendimi, vardığım bir yer yok`
`Yokluğun öyle yaman bir bela ki`
`Hersey siliniyor dokunuşlarının izi olmayınca`
Ask sözcükleri üretiyorum durmaksızın
Bir içimi güldüren
Her uzanan elde sevinç sunan
Yalnızlığımı silen bütün anlamaları getiren
Bir gülümseme bağışlayan bir ask şiirlerim kaldı elimde

Ah bir insan sohbeti
Belki dostluğa dair
Belki `ne olacak bu memleketin hali` diyen
Biraz tarihten söz eden
Biraz tanrıyı eleştiren
Yaratılısı daha çok anlamaya çalışan
Ama anlayan, ama gulumseyen, ama umut dolu
Ask kadar güzel, asktan daha şehvetli,

Deliliğim ve ben anlatıyor yalnızlığı
Her deli biraz yalnızdır zaten
Her deli daha çok yükü omuzlarında taşıyandır
Hiç kimselerin görmediği
Hiç kimsenin anlayamadığı,

Yalnızım ben dostlar
Biraz da deli
Sizin kadar
Ama belki hiç görmediğiniz
Belki hiç anlamadığınız deliliğiniz kadar.


Çok soğuk bir kompartımanda, hücrelerinin yavaş yavaş ısı durumuna uyum gösterdiğini hissederken camdan baktığında güneşi görebilmek fakat sadece görebilmek. Isısını hissedememek...

ryadadanswm4.gif 

Etrafta oynayan çocuklar görebilmek, duyguların henüz gelişmemiş tomurcuklarına ortak olmayı istemek ancak elini uzattığında çoktan o sahneyi geçmiş olduğunu farketmek. İsyan etmeye çalışmak fakat tiyatro kapısındaki nöbetcilere takılmak...

Susamışlığın sınırlarını zorlayan kediciklerin sinercesine ağlamalırını duyan bir yaşlı annenin onlara ulaşacak gücü olmadığındaki boyun bükmesini yaşamak...

Yaratıkların çok yakınında olduğunu bilmek, arkandaki yoldaşlarının yavaşca ensende hissettiğin nefeslerinin verdiği tuhaf bir cesaretten sonra bir an yoldaşlarının da aslen insan kılığına girmiş birer mahluk olabileceği düşünce karmaşasının anında hisettiği ve güvensizlik duygusunun içindeki kayıp güven...

Sahtecilik oyunlarının en sahte bölümüne gelmişken yırtılan hayallerin umutsuzluğuyla bir an etrafına bakınmak, oyunu terketmeyi istemek ancak kasaya olan borçları yüzünden ayağa kalkıp gidememek...

Hayatının her döneminde içinde gizli gizli filizlenmiş bir armağan alma güdüsü gitgide büyürken, hediye niyetine uzatılan gerçeklerin aslen birer hiç, o hiçlerin ise koskocaman birer gerçek olduğunu anlamak...

Çok soğuk bir kompartımanda, hücrelerinin yavaş yavaş ısı durumuna uyum gösterdiğini hissederken camdan baktığında güneşi görebilmek fakat sadece görebilmek. Isısını hissedememek...

Üzülmenin bile yüreğinin bir onur taşıdığını, onursuz hissetmenin bile onurunu görebilirken boynu dimdik gezen içi boş kıyafetlerin içlerinde bulunan kocaman birer kalas parçasından ibaret olduğunun dehşetine kapılmışken onuruyla yürüyen birinin elbisesizliğine kırgınlaşmak...

Yüzlerce nokta görürken aralarından bir tane virgülün gözüne çarpması ancak yanaştığında virgülün kuyruğunun sadece renkleriyle aldatmaya çalışan, parlaklığıyla sahtekarlığını sofraya sunmaya hazırlanan bir kumaş parçası olduğunu görmenin diş gıcırtısı eşliğinde gülerek, hiçbişey yokmuş gibi devam etmeleri...

Gözlerini dumanın ve uykusuzluğun kızarmışlığına esir bırakmışken, uzaklardan birkaç istasyon geride bıraktığı gençliğin özlenmişliğiyle yorgunluğun yıkılmalarını tadarken gördüğü narin bir ceylanın ihtişamıyla bir an geride bıraktığı istasyonlara döndüğünü sanıp heyecanlanırken trenin uzun bir tünele girmesi ve koca bir karanlık...

Çok güzel bir müzik sesinin ahengini ruhuna karıştırmış, elini yanağına koyup yırtılan kulağı yavaşca, şefkatle okşayan notaların yırtılmış hayallerini tamir edebileceği umuduna kapılmayı bile göze almaya hazırlanırken tren raylarının gıcırdamasıyla beyninde kurmayı düşlediği kayıp düşlerin hükümdarlıklarına bir yenisinin daha eklenmesi...

Bir trende olmak,
Nereye gittiğini bilmeden,
Hangi istasyonda o trene bindiğini ve daha kaç istasyon sora ineceğini hatırlamadan,
O an kimsenin senin nerde olduğunu bilmediğinin az bulutlu hissizliklerini hissetmek,

Kayıp trenin penceresinden bakabilmek


Sana geliyorum...Beni akla...

yalnizlik3io9.jpg

Peşine düşeceğin bir anı seç

düşlerinden

içinde patlamaya hazır imgeler olsun

şiirlerimden...

Gerçeği

geceye mahküm

gündüz mü bilir

yoksa

gecenin kendisi mi?..

Kavaldan çıkan ezgiyim

alıyorum acıyı derinliklerimden

dönüp gidiyor eski yerine

geçmişe armağan ediyorum

yeniden çiziliyor gözlerime...

Beyaz gülün kanatlı sesiyim

sana seslenen

havvadan beri üşüyorum

ellerimde mahcup bekliyor

ısırdığım elma

sana geliyorum

beni akla...


NOTALARI KURŞUNLANMIŞ BİR ŞARKIDIR YALNIZLIK

cid0cb601c5b2e4c382bd202340635.gif 


“le bruyere, bir yerlerde, ‘yalnız olmamak gibi büyük bir mutsuzluk!’ der. kendi kendilerine katlanamamaktan korkarak kalabalıkta kendilerini unutmaya koşanları uyandırmak ister sanki. bir başka bilge, yanılmıyorsam pascal da, ‘neredeyse bütün dertler odamızda kalmayı bilmememizden geliyor başımıza’ der; böylece, içekapanış hücresinde, mutluluğu devinmede, bir de yüzyılımızın deyimiyle kardeşcil diye adlandırılabileceğimiz bir fuhuşta arayanları getirir usumuza.”
-Baudelaire-
yalnızlığın atlası:
I
hayat, çarpar ya ağırlığını camlarına evlerin, ışıklara aldanmayın, evler de yalnızlıktır, evler de...
siz çekersiniz gece büyür, gece çeker de bazen siz küçülürsünüz; geceler yalnızlıktır...

yalnızlığın tablosunu çizer ufukta biri, atlasını yalnızlığın uzak sularda bir gemici; birileri sınırlar koyar, haritalar basar biri; oysa harita basan bütün matbaalar suçlu, bütün silgiler yalancıdır
haritalar yalnızlıktır...

kaç bin ışık yıl uzağız belki de en uygar gezegene...
ay tutulur-
sa ay orda bir yalnızlıktır
yalnızlıktır emzirdiğimiz göz göre göre...
II
yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak. biz yine de çiçekleri sulamayı unutmayalım, ama yalnızlığımız çiçeklere de kalmayacak...

bu gezegen her gün milyonlarca ton ağırlaşıyor; her gün aşksız, azıksız azalıyoruz... azalıyoruz, çoğalıyoruz: ikisini birlikte tartsak azlığımız çok gelecek.

yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak! bunu bilmek için kutsal kitaplara gerek yok; işte hiç de kutsanmayan bir kitap bile bunu söylüyorsa, inanın, yalnızlığımız kitaplara da sığmayacak...

III
bir ölüdenizdir yalnızlık...
bir çınarın upuzun gölgesidir çınar boylu yalnızlık;
atlasına akbabalar, haramiler tüner de
kendi olmakta diretir yine...
IV
her insanda birden doğan, ama can çekişip ölemeyen yalnızlık. herkes bir evrede anlar bunu; kimileri de menapozlarda, antropozlarda, bir gözaltında, uzun bir yolculukta ya da.

dal değil, köktür yalnızlık; kurumuş olmalıdır ve bir daha yeşermez...

V
okyanuslar analarıdır denizlerin; gökyüzünün anası yok: gökyüzü yalnızlıktır. kurt dağında, kuzu sürüsünde, çoban kavalında yalnız.

kalabalık, kabarık verirsin kavgalarını; bin yumruğun tek olup göğe doğrulduğu günlerde de, akşam, dönerken evine ekmeğin kadarsın...

yazıyorsan duyarlığınla yalnızsın kendi derininde; duyarlığınla: suya yazılan sözlerle... en az yalnızlık çeken şairlerdir yine de; bölüşürler seslerini birlerle, ikilerle, beşlerle,
ama beşlerle...

VI
o, sevgiyi kendi için istiyor; sevgisiyle yalnız. onu değil, ben sevgimi seviyorum, sevgimle yalnız...

yalnızlığı deşiyorum: yapayalnız, yapayalnız! sonra bölüyor, bölüşüyor, topluyor, çarpıyor ve çıkarıp giysilerimizi birer birer sevişiyoruz; susup kalıyoruz belki, çekip gidiyoruz. geride kalanın adını yalnızlık koymaktan hep ürküyoruz...

işte kadınlar da, erkekler de doymaz uzuvlarıyla birer yalnızlıktır... doğasının insana ihanetidir yalnızlık; özünde yaşamın da, ölümün de birer ihanet olduğunu kavradığımızda sorun yok...
VII
tek kişilik kalabalıktır aşk.
aşk tek kişiliktir; ikinci kişiye bilet yoktur.
kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi, kendinin mayası;
herkes kendi sevgisini sever...

aşk nedir incil’e göre? nedir tevrat’a, zebur’a, kur’ân’a göre?
bu kitaplardaki aşklar, küfürler neyin rengine göre?

insandır, insan aslolan: insana göre!

bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde
gitmek bir yalnızlıktır.

bütün gitmeler yalnızlıktır.
kalmaya göre...

VIII
sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler ağır ve kirli, tortusunu bırakırken ömrümüze; günler, düşlerimize, özlemlerimize... uzaklığın şakağında kaç namlu kim bilir yakın olmasın diye?

sonra biz, burada uçurumlara teslim gençliğimizle...
IX
en rezil parayla insan arasındaki yalnızlıktır; hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir aşk, hiçbir kitap bu yalnızlığın kurallarını bozamıyor.

bu da bir yalnızlıktır...
X
“yalnızlık bir yağmura benzer...”

yağmurdan önce biz, bütün çılgınlıkları bir bir bölüştük. bir bir türküleri, telaşlı koşuşları; silahları, tabuları, ayrılıkları; çoğaltıp yalnızlığımızı feodal tekkelerde, ellerimizin üzerinde bir el bile yokken bölüştük vuruşları.
sonrası geceydi ve yalnızdık: çoğalttık susuşları...

yağmura yakalandığımız gece-
ye çarptık; geceye hiçbir şey olmadı,
ama biz paramparçaydık!
ve hayat gaspetti o vakur duruşları...

XI
hâlâ dağların üstünde, zambakların içinde işte şu hayat; destan ve yalnız hayat!

yalnızlığa halay halay ellerim; kırılası, kırılası ellerim! benim ellerim, yuh ellerim, şair ellerim... kalemini silahıyla koruyan, kalemi de, silahı da yalnız ellerim;

“yalnızlık bir yağmura benzer”
yağmurlarda sırılsıklam ellerim...
XII
daha birileri bir yerlerde yaralardan söz ediyor; sonra binlerce ses o bir sesin üstüne, belki de yüzbinlerce... ama kime anlatılır ki yara, orada yara olarak yalnız.

yarayı anlatan, anlatırken; yara ise yara olarak yalnız
destan ve yalnızdır hayat kırılası ellerim
herkes kendine göre bir yalnızlıktır...
XIII
iyi ki doğmadınız hiç doğmayanlar ya da doğması olasılık kalanlar. doğarken biz de spermdeki olasılık kadardık; o olasılıkla doğmak veya doğmamak üzere yalnızdık. şimdi de yaşamak ve ölmek hâlâ bir olasılıktır. her mengenede, kederde en çok da yaşamak bir olasılıktır.

sevişmek ey, yaşamak bir olasılıktır!

XIV
yalnızlığı sevişirken eksiltiyor, eskitiyor
ve eskiyoruz...

seviştiğim gece emzirdiğim gecedir.
özümü katarım ona;
geceyi kanatırım, gece beni kanatır...
geceyi kanatırız, gece bizi kanatır.

geceler insanlığımız
insanlığımız yalnızlıktır...
XV
giderek insanlaşıyor, uygarlaşıyor
ve insansızlaşıyoruz...

“görgü tanıklarının ifadelerine göre”
dağınık yüzü günlerin ter ve keder içinde;
zanlıları her sabah o resmi geçitlerde...

işte hayatlarımız intiharların ve cesaretlerin sustuğu yerde; hayatlarımız diğer hayatların da cesetleriyle...

hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar; ama kimseler bilse de, bilmese de yalnızlık var ey bütün yalnızlıklar!

XVI
şimdi travestiler kalçalarında ve slikon göğüslerinde biriken yorgunlukla dante’nin “ilahi komedya”sını konuşuyorler sperm kokan duvarlarla...
o yırtık, yamalı ve yaralı sevgilerden, o kaypak sevgililerden, servetlerden geride hep namuslu bir orospum oldu benim de; tünediler yalnızlığıma hüzünlü bir yüzle o gecelerde...
sonra günlerin de üzerinde bir hayat; sürgit yoğunlukların, yorgunlukların, öfkelerin üstünde...
XVII
şimdi güzel bir deniz karşımda; korkunç çırpıntılı, dehşetli mavi bir deniz tutmuş da bir ucundan b(akıyor) uzaklara...
uzak, uzaklığında
ben kendi yakınlığımda yalnızım
ortalarda olsam da ortalı yalnızlıktır...

XVIII
böyle yakın uzaklıklarda hep yalnızlıklar ve “yalnız değiliz” derken de yalnız!
işte cesetler ve cesaretler içinde aynadaki suretimi tuzla buz ediyorum; keder ırmakları akıyor ortasından...
birden bir kırlangıç sürüsü kanat çırpıyor uzaklara; yollara ve yolculara bakıyorum da, şarkıların kırık dökük notaları saçılmış sokaklara. herkes kendine göre bir şarkıyı tutturmuş yangınlar ortasında!

/yangınlar ortasında:
notaları kurşunlanmış bir şarkıdır yalnızlık.../


Düşünmek en tılsımlı şey.

Aradığım zaman kaybedenlerden olacağım ama bulduğumu da söyleyemem


tabuttan hiç olmazsa dört kişi tutar
yaşayan birinin elinden bir kişi tutsa
...o da yeter

Güzel şeyleri söylemenin zamanı değil diyerek en kutsallara küfrediyorlar

Önce dostlardan uzak olmanın acısını yaşarken, şimdilerde artık insanların özlemini çekiyorum.

Doğanlar güldürebilecekse bırak ölenler ağlatsın. Doğanlar güldüremeyecekse haydi hep beraber ölenlerin arkasından gülelim.

Artık kahpece hayatı gıdıklayıp zevk almanın zamanı geçti diyorum.

Güvenliğim için yollara koyduklarını söyledikleri levhalara bile dayanamıyorum.

En iyilerin önün de en kötüleri temsilen eskortlar gidiyor.

Cisimlerin daha değerli olduğunu söylüyorlar bir de sanki bilmiyorlar gölgeler hep cisimlerin üzerinde var olurlar.

Gölgelerin diyarında güneşe hasretim.

Şafaklar ve ufuklar engin denizler olmayınca hep anlamsız kalacak.

Parmaklarımın ucuna basa basa senin için yıldız çalacağım.

Gökyüzü beklenen adamın gözlerinde anlamını bulacak.

Kayaların çakıl taşlarına bakışı ne kadar gururlu olsa da sonuçta aynı zaman ve mekanı paylaşıyorlar.

Öyle bakma bana, artık ne önümden geçen kara kediler ne de kırılan aynalardan sonra arkama bakmıyorum.

Suçumu itiraf etmediysem korktuğumdan değil, adil bir cezalandırıcıya rastlamadığımdandır.

Arayacağım ama gözlerim kapalı olarak, çünkü bulmak istemiyorum.

İdam sehpasına götürülürken son arzumu soracaklar ama bunu onlara da söylemeyeceğim.

Düşünmek en tılsımlı şey.


Yüzün ...

Flor - Recados Para Orkut

 Eskimiş bir konsolun
Çatlak aynasinda durmadan,
Bir buluttur mehtabi inatla kovalayan.
Bir hüznü yansitan alninin ortasinda,
Yüzün müdür acaba yolumu dolaştiran?
Acinin bu solgun haritasinda,
Kendime yeni duraklar buldugum.
Ulaştigim issiz dag doruklarinda
Yüzün müdür hep sorular sordugum,
Bakişinin titrek aydinliginda?

Aslinda ne bulunur bir gezginin yaninda
Kendi yüzünden başka,
Hüzünle bileyen direncini.
Bir suyun ürpermiş aynasinda
Apansiz gözgöze geldigim.
Ayaklari ayaklarima bitişik
Kimiltisiz bir gövdeyle rüzgârin sildigi.
Bir bulup bir kaybettigim
Yani bir gezginin hep gittigi,
Senin yüzün benim yüzüm degil mi?


YOLDAKİ YALNIZ KADIN !

104375221mi4.jpg

Bir sakıncadır, bir tehlikedir bu
hâlâ erkeklerin olan bu dünyada
yürümek yalnız başına.
Her dönemeçte bekler seni
pususu saçma rastlantıların.
Sokaklar yaralar seni
meraklı bakışlarla.
Yoldaki yalnız kadın.
Tek savunman senin
savunmasız olman.

Düşünmedin erkeği
dayanılacak bir destek gibi,
yaslanılacak bir ağaç gövdesi,
sığınılacak bir duvar gibi
düşünmedin erkeği.
Düşünmedin erkeği
bir köprü, bir tramplen gibi.
Yapayalnız çıktın yola
eşit koşullarda tanımak istedin
ve istemedin hiçbir şey erkeği sevmekten başka.

Uzaklara gidebilecek misin,
yoksa düşecek misin çamurlara?
Bilmiyorsun, direngensin ama.
Devirseler de seni yarı yolda
gene de bir yerlere varmış olacaksın
mutlaka.
Yoldaki yalnız kadın
Her şeye rağmen yürüyorsun
Her şeye rağmen durmuyorsun.

Hiçbir erkek
yalnız olamaz
bir kadın kadar.
Karanlıklar diker önüne
bir kapalı kapı.
Geceleyin hiçbir kadın
tek başına gidemez yolda.
Ama güneş, bir gardiyan gibi tıpkı,
açar uzayı sana
tan vakti.

Ama karanlıkta da yürüyorsun sen
çevrene korkuyla bakmadan.
Ve her adımın
bir güvenlik belgesidir
seni uzun süre korkutan
erkek için.
Adımlar çınlıyor taşlarda.
Yoldaki yalnız kadın.
En sessiz, en yürekli adımlar
aşağılanmış toprakta,
kendisi de yolda
yapayalnız bir kadın olan toprakta.


Istemez Vaat Etmeyin Cenneti Bize Dünya Cennet Olacak Ellerimizle

 

Devrim nedir,bilirmisin küçüğüm
Bir kuş gibi özgürlüğe uçamaktır
Olabildiğince bağırmaktır haksızlıklara
Adalet için hak için dövüşmektir er meydanında

Devrim nedir bilirmisin küçüğüm
Kimi zaman bir türkü
Kimi zaman çobanın kaval sesidir
Alın teri olup emeği sembollemektir
Kimsesiz bir çocuğun,
bakışlarında bulabilmektir kendini

Devrim nedir bilirmisin küçüğüm
Başlangıçta bilinen,sonunda yaşanan
Apansız bir ölümdür.
Deniz olmak okyanuslar oluşturmaktır
Göz yaşlarının olmadığı
Ardında zafer türkülernin söylendiği,
Milyonların ayak sesidir.

Devrim nedir bilirmisin küçüğüm
Ayağında postal
Üzerinde yırtık bir pantolon
Ölümün geleceğini bilsende sonunda
Yoksulluğun bükemediği bileklerde kelepçe ile
Gidebilmektir dar ağacına...


Vuslatı Beklerken ...

Vuslatı Beklerken
Bir kez daha düslerimin tükendigi yerdeyiz iste
ve yine sisli bir hapishane aksamının
hüznüyle dopdolu yüregim
Lavları kendi içine dogru püskürten
bir yanardag suskunlugu içindeyim
ve içimde volkanlar patlıyor ardı ardına
Kan rengi bir sarapla yıkanmıs hasretin
ruhumda yarattıgı med-cezirler
kedere boguyor beni
Bir civa gibi agırlasmaya basladı zaman
ve tren rayları gibi uzayıp gidiyor geceler
Suları çekilmis duru bir pınarın yanıbasında
yaprakları dökülmüs ulu bir çınarın
yüzyıllık yalnızlıgını duyumsuyor ve üsüyorum…
Düs kırıklıgının insan ruhuna verdigi acı
cam kırıklarının teni keserken verdigi acıdan
daha hafif degilmis ögrendim bunu…
Kelepçenin ablukasından kurtulamadık bir kez daha
ve düslerimiz yine ertelendi iste
vuslat bir baska bahara kaldı yine…
Bir de sevgilinin gözlerindeki buguya bakarken
yüregimi kaplayan isyan duygusu
Süngülü acımasızlıga karsı
köklü bir öfkeye dönüserek
gögüs kafesimi zorladı…





MusicPlaylist
MySpace Playlist at MixPod.com

Bu site içinde Nilgün ALEMDAR imzası taşımayan yazılardaki bütün yorum ve görüşler yazı sahibine aittir...Bu site hiçbir grubun taraftarlığını hedeflemez.Hiçbir siyasi hareket, parti, sivil toplum kuruluşu veya dernek ile bağı yoktur. Herkese eşit mesafede durur. Yazı,şiir,resim,döküman,video gibi görsellerin siteye konulma amacı bilgi paylaşımı ve zengin bir tartışma ortamı yaratmaktır. ...

Diğer Bağlantı : http://nilgunalemdar.spaces.live.com

Elektronik Posta : nilgun.alemdar@hotmail.com