| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )


Nilgün ALEMDAR

1678 "aşk" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"aşk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Sevda iklimiyim ben !

A home

öyle ansızın başlar bende mevsimler
Bazen soğuk rüzgar olur kuruturum göz yaşlarını,
Bazen fırtına olur birleştiririm imkansız sanılanları
Sevda iklimiyim ben!
Bende yaşanır imkansız sevdalar
Bende şekillenir aşkın yüzü
Bende hayat bulur kuruyan göz yaşları.
Ben! ben sevda iklimiyim!
Bilinmez tarihim,zamanım , mekanım
Aranarak bulunmaz muhabbetim

Ben istersem aslı bulur keremini
Ben istersem yağmurlar yazar ismini
Acıları mutlu; mutlulukları hüzün yapan benim
Bilmezsen sevda mevsimini
Kavuştuk sanılanları imkansız yapan gene benim
Bilirsen yaşamayı beni
kaldırırım imkansızlıkları
Ben sevdaiklimiyim
Yaşıyorsan aşkı ben her aşktayım !!!


" Seni seviyorum "

Kaçmaya çalıştığın gerçek,
Birgün karşına çıkacak.
Ve işte o gün
Kaçacak yerin olmayacak.
Ben senin varlığını seviyorum,
Yokluğunu seviyorum
Sana ulaşamadığım dakikalarda.
Seni duymayı
Seni özlemeyi
Hiç görmesem bile seninle olmayı seviyorum.
Hiç korkmuyorum seni sevmekten.
Senin gülüşünü seviyorum.
Her bana bakışında
Gözlerinede okuduğum o duyguyu
Gözlerindeki gözlerimi seviyorum.
Gönlünü seviyorum
Özünü seviyorum senin
Dudaklarındaki sözlerimi seviyorum
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben sendeki o sıcaklığı
Sana olan uzaklığı seviyorum.

Yanaklarından akan göz yaşlarını
En çok, dağınık olduğunda saçlarını
Beni arayan ellerini seviyorum.
Yalnızlığımı seviyorum sebebi sensen
Ayrılığını seviyorum,
En çok yalnız kaldığımda
Beni bulan gönlünü seviyorum.
Ben en çok senin bana olan
Sevgini seviyorum.
İçimden haykırmak geliyor.
Dünyaya sığdıramadığım seni
Kalbime sığdırmak geliyor.
Ağlamak geliyor seni görmezsem
Özlemek geçiyor içimden seni
Sevmek geçiyor.
İçimden sana doğru giden
Bin bir türlü yol geçiyor.
İçimden sen mutlu olacaksan
Ölmek bile geçiyor gülüm.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben yalnızca seni seviyorum,
Ne o muhteşem güzelliğin
Ne kalbimdeki özelliğin
Ne de sevdiğim için değil,
Seni yalnızca sen olduğun için,
Ruhun için
Kalbin için
Aklın ve sevgin için seviyorum seni.
Ben seni en çok kendim için seviyorum
Belki de ilk defa bencil oluşumu
Sana borçlu olduğum için.
Seni her şey için seviyorum.
Ve sahip olmadığım
Hiçbir şey için.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Her dakika seninle olmayı seviyorum.
Gözlerimi her açtığımda
Aklıma gelişini seviyorum.
Her gece uyumadan önce
Seni sevdiğim aklıma gelince
Sensiz uyumayı bile seviyorum
Uyumadan önce seni düşününce.
Ben seni en çok
Umutsuzluğumda beni bulduğun için seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben seni bu şehirde olduğun için değil
Benimle aynı toprağa ayak bastığın için
Benimle aynı gökyüzünü paylaştığın için seviyorum.
Geceleri benim yüzüme vuran ay ışığı
Senin de gözlerine vurduğu için seviyorum.
Benim kemiklerimi ısıtan yaz güneşi
Sana da sıcaklık veriyor diye seviyorum seni.
Beş bin yaşındaki bu dünyada
Benimle aynı zamanı paylaştığın için seviyorum.
Ben seni benimle yaşadığın için
Benden hiç gitmediğin için seviyorum
Beni hiç terketmediğin için.
Ellerini seviyorum tanrıya açıldığında
Kalbini seviyorum kapıları açıldığında
Ve gözlerini seviyorum
Her karşımda kapanıp açıldığında.
Bana baktığında
İçimde yakaladığın coşkumu seviyorum,
Her bana baktığında
Seni sevdiğimi hatırlamayı seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Her kibrit çaktığımda
Alevin içinde seni görmeyi seviyorum.
Her sigara yaktığımda
Dumanın şeklinde seni görmeyi seviyorum.
Her bana baktığında
O kadar çok seviyorum ki seni sevmeyi
Yalnızca sen olduğun için hayatımda
Kendimi bile seviyorum
Sen olunca aklımda.
Kalbimi seviyorum seni seviyor diye
Gözlerimi seviyorum seni görüyor diye.
Ruhumu seviyorum, seni ruhuna
Bu kadar yakın diye.
Varlığımı seviyorum,
Sırf sana borçlu olduğum için
Mutluğumu seviyorum.
Gülümsememi seviyorum seni düşününce
Ayakta kalışımı seviyorum sebebi sen olunca
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben sana olan sevgimi yazan
Kalemimi seviyorum.
Senin adını yazdığım kağıdı seviyorum.
Sana olan sevgime benzettiğim
Her sevgiyi seviyorum.
Bana seni hatırlatan herşeyi
Sana giden yolları seviyorum.
O kadar çok seviyorum ki seni
Seni kaybetmek korkusunu bile,
İçinde yalnızca, sen olduğun için
Sana karşı duyduğum bir duygu olduğu için
Korkumun sebebinde sen olduğun için seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Seni seviyorum.


GÜLÜŞLERİMDEN ÖPEREK UYANDIR BENİ...

Tanyeri ağarırken çiğ taneleri üzerinden şavkını paylaştırdığı zamanlardan sesleniyorum sana.

Güneşin, karanlıkla aydınlığın üzerine tüllendiğinde "imkansız sevdamı " yolluyorum sana.

Durgun suyun dibinden görünen beyaz çakıl taşların üzerine adını yazıp sana geliyorum ve bu sevda mektubunu kelebeğin kanadında sana yolluyorum.

Dolunayda çığlık atan bir gecede sevdim seni.

Göremesem de gülüşlerini, seher yelinde yapraklarını güneşe açan çiçeklerin yüreğinde bildim gözlerini.

Sırtımı sıvası dökülmüş duvarlara yaslayıp seni anlatırım karanlıkla inatlaşan yıldızlara.

Her sabah papatyanın ayakuçlarında uykuya dalmış ceylanları kaldırıp onlarla nice selamlar yollarım sana…

Sakın kederlenme sen. Kozasından hayata gülümseyen kelebeğin kirpiklerinde öğüttüm arsız acılarını.

Çünkü sen, doğan güne “ umutla " uyanmalısın. Ne olur düşünme içinde kanattığın sancılara.

Yüreğin irin toplasa da ne olur ağlama. Ben sen uyanmadan gül kokulu yağmurlarla yıkarım kanayan dudaklarını.

Çünkü sen, her soluğunda “ baharları “ solumasın.

Duası ıslak, yarınları aydınlık çocukların düşlerinde büyüttüm seni. Karakışlara sürgüledim dudaklarına acıyı süren ayazları.

Kaç kez dualarıma kattım o narin yüreğini.

Kaç kez iç geçirdim alnımdan dudaklarıma yuvarlanan damlaların gözyaşı değil, senin gül kokulu terin olmasını bilemiyorum… Sen uyanmadan rüzgârı giyinip üzerime, nice uçurumları aştım saçlarına iğde kokuları bırakmak için.

Gelincik tarlalarının üzerinde gezinen çardak kuşlarının kirpikleriyle sildim alnının terleyen çizgilerini.

Beli kırık virgüllerle uzattım senli cümleleri. Susamış karanfillerin dudaklarına sundum ıslak kirpiklerini.

Ve birazdan tüm şehir uyanacak. Kaldır üzerindeki hüznün ağır yorganını. Pencerelerini aç ve hayatı solu bir an.

Ilık nefesinden bir yudumunu uzat şehrin titrek tenine.

Yüreğinin sıcaklığını avuçlarından akıtıp yetim güvercinleri emzir terinle..

Perdelerini güneşe aralayıp aynalara gülümse. Karanlıklarda ezilmiş bu topal şehir senin varlığında ayağa kalksın.      Ve güneş ısıtmadan karlı tepeleri, memleketimin mahzun yüklü çocuklarına sevdanın umutlarını uzat.                    

Uzat ki ; yetim uçurtmalar karanlık göğü aşıp vuslat yağmurlarını getirsin kurak bozkırlara..

“ Sana baharları getirirken terlemiş yüreğimi ılık nefesinle kurula.
Sevdanın kundağına sarıp düşlerinde uyut beni.
Üşüyen tenimi nefesinin sıcaklığıyla sar.
Avuç içlerinde uyurken gülüşlerimden öperek uyandır beni."


Doğum Günü'n kutlu olsun Nilgün'cüğüm...

Doğum Günü'n kutlu olsun Nilgün'cüğüm...

a11  

Can Yoldaşım,

  Değerli Dostum,

    Biricik Arkadaşım,

       Sevgili Eşim

Nilgün ALEMDAR ;

Bugün senin doğum günün...Yeni yaşın kutlu olsun...Mutlu ol,sağlıklı ol,umutlu ol,başarılı ol daha nice yıllarca...Sen hep var ol ki başımızda,biz var olabilelim bu Dünya'da...

Ama gel gör ki,yeni yaşına hasta hem de çok hasta girmektesin...Kanser illetinin acısını çekmektesin...

Ben AyHan ALEMDAR...Güzel Eşim,Bedirhan'ım ve hayatım adına eğer Tanrı varsa,eğer Allah varsa ve O ,şimdi duyuyorsa,görüyorsa -ki öyle dir-benim de duysun sesimi Deli Dumrul'un anası ile babasına inat varsın çöksün göğsüme Azrail denen melek ..! Alsın canımı,varsın bütün ömrüm senin olsun...Senin olsun ki senin gibi güzel insanlar zor gelir bir daha Dünya'ya...İşte bu yüzden yaşaman adına canımı vermeye hazırım sana şu an doğum günü hediyem olarak...

Tüm Sevgilerimle seni bir kez daha yeni yaşından dolayı kutlarken,önce bir Deli Dumrul Hikayesi aktardıktan sonra yıllar önce sana yazmış olduğum şiirimi de hediye etmek istiyorum ,lütfen kabul buyur Nilgün'cüğüm...

Sevgi ve Saygılarımla,

AyHan ALEMDAR

******************************************************************

Meğer hanım, Oğuz'da Duha Koca oğlu Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der iki, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Ruma, Şama gitsin, ün salsın der idi.

Meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. O obada bir iyi güzel yiğit hasta düşmüştü. Allah'ın emriyle o yiğit öldü. Kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. O yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.

Ansızın Deli Dumrul dört nala yetişti. Der: Bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz dedi. Dediler: Hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz dediler.

Deli Dumrul der: Bre yiğidinizi kim öldürdü? Dediler: Vallah bey yiğit, Allah Taala'dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı. Deli Dumrul der: Bre, Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir Allah, birliğin varlığın hakkı için Azrail'i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın dedi. Çekildi döndü Deli Dumrul evine geldi.

Hak Taslo'ya Dumrul'un sözü hoş gelmedi. Bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergahımda38 gezsin benlik eylesin dedi. Azrail'e buyruk eyledi kim ya Azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, dedi, canını hırıldat al dedi.


Deli Dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın Azrail çıka geldi. Azrail'i ne çavuş gördü ne kapıcı. Deli Dumrul'un görür gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. Dünya alem Deli Dumrul'un gözüne karanlık oldu. Çağırıp Deli DumruJ söyler, görelim hanım ne söyler:

Der:

Bre ne heybetli ihtiyarım
Kapıcılar seni görmedi
Çavuşlar seni duymadı
Benim görür gözlerim görmez oldu
Tutar benim ellerim tutmaz oldu
Titredi benim canım cuşa geldi
Altın kadehim elimden vere düştü
Ağzımın içi buz gibi
Kemiklerim tuz gibi oldu
Bre sakalcığı akça ihtiyar
Gözceğizi fersiz ihtiyar
Bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
Kazam belam dokunur bugün sana

dedi. Böyle diyince Azrail'in hiddeti tuttu, der:

Bre deli kavat
Gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun
Gözü güzel kızların gelinlerin canım çok almışım
Sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun
Ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canım çok almışım
Sakalımın ağarmasının manası budur

dedi. Bre deli kavaf övünüyordun: Al kanatlı Azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin dedi.

Deli Dumrul der: Bre, al kanatlı Azrail sen misin dedi. Evet benim dedi. Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun dedi. Evet, ben alıyorum dedi. Bre Azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi dedi. Ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım dedi.



Kara kılıcını sıyırdı eline aldı. Azrail'e çalmağa hamle kıldı. Azrail bir güvercin oldu. pencereden uçtu gitti. İnsan oğlunun ejderhası Deli Dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. Der: Yiğitlerim Azrail'in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca dedi.


Kalktı atma bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Döndü, evine gelirken Azrail atının gözüne göründü. At ürktü. Deli Dumrul'u kaldırdı yere vurdu. Kara başı bunaldı, darda kaldı. Ak göğsünün üzerine Azrail basıp kondu. Demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.

Der:

Bre Azrail aman
Tanrının birliğine yoktur güman
Ben seni böyle bilmezdim
Hırsız gibi can aldığını duymazdım
Tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
O dağlarımızda bağlarımız olur
O bağların kara salkımlı üzümü olur
O üzümü sıkarlar al şarabı olur
O şaraptan içen sarhoş olur
Şaraplıydım duymadım
Ne söyledim bilmedim
Beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım
Canımı alma Azrail medet

dedi. Azrail der: Bre deli kavat bana ne yalvarıyorsun. Allah Taala'ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum dedi. Deli Dumrul der: Peki ya can veren can alan Allah Taala mıdır? Evet odur dedi. Döndü Azrail'e, peki ya sen ne eylemekli belasın, sen aradan çık, ben Allah Taala ile haberleşeyim dedi.

Deli Dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Nice cahiller seni gökte arar yerde ister
Sen bizzat müminlerin gönlündesin
Daim duran cebbar Tanrı
Baki kalan settar Tanrı
Benim canımı alacaksan sen al
Azraile almağa bırakma



dedi. Allah Taala'ya Deli Dumrul'un burada sözü hoş geldi. Azrail'e nida eyledi 40 ki madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, ya Azrail,Deli Dumrul can yerine can bulsun, onun canı azat olsun der.

Azrail der: Bre Deli Dumrul Allah Taala' nın emri böyle oldu ki Deli Dumrul canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun dedi.

Deli Dumrul der: Ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam var, gel gelelim. ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak dedi.

Deli Dumrul sürdü babasının yanına geldi.
Babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

Ak sakallı aziz izzetli canım baba
Biliyor musun neler oldu
Küfür söz söyledim
Hak Taalaya hoş gelmedi
Gök üzerinde al kanatlı Azdaile emreyledi
Uçup geldi
Benim akça göğsümü bastırıp kondu
Hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
Baba senden can dilerim verir misin
Yoksa oğul Deli Dumrul diye ağlar mısın

Babası der:

Oğul oğul ay oğul
Canımın parçası oğul
Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
Penceresi altın otağımın kabzası oğul
Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
Karşı yatan kara dağım gerek ise
Söyle gelsin Azrailin yaylası olsun
Soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
Ona içme olsun
Tavla tavla koç atlarım gerek ise
Ona binek olsun
Katar katar develerim gerek ise
Ona yük taşıyıcı olsun
Ağıllarda akça koyunum gerek ise
Kara mutfak altında onun şöleni olsun
Altın gümüş para gerek ise
Ona harçlık olsun
Dünya tatlı can aziz
Canımı kıyamam belli bil
Benden aziz benden sevgili anandır
Oğul anana var

dedi. Deli Dumrul babasından yüz bulmayıp sürdü anasına geldi. Der:

Ana biliyor musun neler oldu
Gök yüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi
Benim akça göğsümü bastırıp kondu
Hırıldatıp canımı alır oldu
Babamdan can diledim ana vermedi
Senden can dilerim ana
Canını bana verir misin
Yoksa oğul Deli Dumrul diye ağlar mısın
Acı tırnak ak yüzüne çalar mısın
Kargı gibi kara saçını yolar mısın ana

dedi. Anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş : Anası der:

Oğul oğul ay oğul
Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
On ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul1
Dolma beşiklerle belediğim oğul
Dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
Akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
Pis dinli kafir elinde esir olaydın oğul
Altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
Yaman yere varmışsın varamam
Dünya tatlı can aziz
Cınımı kıyamam belli bil


dedi, anası da canını vermedi. Böyle diyince Azrail geldi Deli Dumrul'un canını almağa. Deli Dumrul der:

Bre Azrail aman
Tanrının birliğine yoktur güman

Azrail der: Bre deli kavat daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli ananın yanına vardın can vermedi, daha kim verecek dedi. Deli Dumrul der: Hasretlim vardır, buluşayım dedi. Azrail der: Bre deli hasretlin kimdir? Der: El kızı helallim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın dedi.

Sürdü helallisinin yanına geldi, der:

Biliyor musun neler oldu
Gök yüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi.
Benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
Benim tatlı canımı alır oldu
Babama ver dedim can vermedi
Anama vardım can vermedi
Dünya şirin can tatlı dediler
Şimdi
Yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
Soğuk soğuk sularım sana içme olsun
Tavla tavla -koç -atlarım 'sana binek olsun
Penceresi altın otağım sana gölge olsun
Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
Ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
Gözün kimi tutarsa
Gönlün kimi severse
Sen ona var
iki oğlancığı öksüz koyma

dedi. Kadın burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:



Ne diyorsun ne söylüyorsun
Göz açıp da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
Koç yiğidim şah yiğidim
Tatlı damak verip öpüştüğüm
Bir yastıkta baş koyup emiştiğim
Karşı yatan kara dağları
Senden sonra ben neylerim
Yaylar olsam benim mezarım olsun
Soğuk soğuk sularını
içer olsam benim kanım olsun
Altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
Tavla tavla koç atını
Biner olsam benim tabutum olsun
Senden sonra bir yiğidi
Sevip varsam beraber yatsam
Alaca yılan olup beni soksun
Senin o namert anan baban
Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
Arz şahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
Yer şahit olsun gök şahit olsun
Kadir Tanrı şahit olsun
Benim canım senin canına kurban olsun



dedi, razı oldu.

Azrail hatunun canını almağa geldi, insan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. Allah Taala'ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:

Der:



Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Çok cahiller seni gökte arar yerde ister
Sen bizzat müminlerin gönlündesin
Daim duran cebbar Tanrı
Ulu yollar üzerine
İmaretler yapayım senin için
Aç görsem donatayım senin için
Alırsan ikimizin canını beraber al
Bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
Keremi çok kadir Tanrı


dedi. Hak Taala'ya Deli Dumrul'un sözü hoş geldi. Azrail'e emreyledi:
Deli Dumrul'un babasının anasının canını al, o iki helalliye yüz kırk yıl ömür verdim dedi. Azrail de babasının anasının derhal canını aldı. Deli Dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.

Dedem Korkut gelip destan söyledi deyiş dedi. Bu destan Deli Dumrul'un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin dedi.

Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed'e bağışlasın hanım hey!....

********************************************************************

O BENDİ ASLINDA (*)

Yaşamak mı zor yoksa şiir yazmak mı

  Görmek mi gerek dünyayı yoksa bakmak mı

    Gitmek mi zor kalmak mı

       Yoksa

         Yoksa

           O yoksa yaşamak mı ?

İnsandı O;her şeysiz,çırılçıplak yalnızlığında

                           Tek başına

Elleri küçücüktü O'nun

Gözleri büyüktü,o her şeyi gören rengarenk

Bazen kara çiçeğim olurdu

Bazen de sarı bir çiçek gönül bahçemde.

Kadındı O;gerdansız,kalçasız bir kadın !

Kadındı O;tapıncım,idolüm,Afrodit'im.

Kadındı O;yalnız benim Aspasia'm.

O bir katarın yük vagonu gibi dolu,

O bir okyanus gibi derin ve duru,

Akvaryumdaki balık gibi sessiz ve ürkek,

Kaktüs gibi dikenliydi bazen.

Piton kadar güçlü,katır kadar inatçı,

Akrep kadar tehlikeliydi aynı zamanda.

O bir taş kadar sert

    Bir gonca kadar da yumuşacıktı .

Pamuk gibi,kadife gibi yumuşacıktı O.

O tehlikedeydi.

Tehlikedeki kadındı O.

Tehlikedeki kadın tehlikelidir aynı zamanda.

Olsun,

O benim canımdı.

O kadın benimdi velhasıl...

Dar gelen şehrin keşmekeşliğinde bunalmadan

Caddeler Boyu yol aldık önce kolkola aldırmadan

Bir poliüretan gönderdik en markalısından

                                       En cafcaflısından

                                       Mutfağa

Ardından oturma gruplarını seyreyledik

Özgün bir desen bulup onları da gönderdik

                                        Oturmaya

Sonra Pierre Cardin'e girip soyunduk

                                         Baştan ayağa

Cicilerimizi kuşanırken boy aynasında.

Paşabahçe'nin kristalleri,kadehleri derken

  Daldık kasaba,manava gün bitmeden

     Zavallı taksici amadeydi emrimize...

Akşam oldu çağırdık misafirlerimizi

                    Koyulduk muhabbetimize

                    Fasıl şahane

                    Yıldızlandı gece

                     Ve içtik elinden kahve

                     Bilirsin kahve bahane

İpini toplarken gecenin o giz uçurtmasının

  Uzaklardan sesi duyulurken hocanın

     Kollarımda uyuyordu başın

        Büyüktü aşkım ve aşkın...

Ya gözyaşlarım ?

İçime sinmiş bir küf ve rutubet kokusu

  Yarısı karanlık

     Yarısı aydınlık

        Her şey karmakarışık

           Dudaklarındaki kızılcık

             Ve buğday ambarındaki dun yaratık...

Düşünüyorum

  Düşünüyorum da

     Gitmek mi zor kalmak mı

        Yoksa

          Yoksa

            O yoksa yaşamak mı ?

AyHan ALEMDAR

Eylül 1996


YUREGIM GIDELIM BURALARDAN‏ !!!

Nasibimiz kalmadı yüreksizlerin mekanlarında, bir an bile bizi buralarda istemezler. Bir nisan yağmurunun taneleri toprağa işlemesi gibi, kaybolup gidelim buralardan. Ruhsuzların mekanlarında kalmak istemezsin bilirim benim gibi, buralarda eriyip, kaybolup, yok olup kalmak istemezsin bilirim. Yok olmaktan korkarsın bilirim, ellerinden tutmak istersin yüreksizlerin bilirim, yüreksizleri bağrına basmak istersin bilirim, onlardan ayrılmak istemezsin bilirim ama, onlar seni buralarda istemezler. Yüreksizler bizi kovmadan biz, kendimiz gidelim buralardan yüreğim.

Gidelim yüreğim buralardan!
Yüreğim erimek kaybolup yok olmak sana yakışmaz bilirim, bana yakışır. Sen "HİÇ" olmadan gidelim buralardan yüreğim. Bir seher vakti, ansızın çıkalım gidelim yüreğim buralardan. Kaybolan sabahlar gibi, umutsuz kalan dünler gibi gidelim buralardan. Yalnız kalan bir anka kuşu gibi biz de yalnız kalsak da gidelim buralardan. Umutsuz kalsak da varacağımız yerlerde gidelim buralardan yüreğim. Yüreğim ağlayarak gidelim buralardan. Gözlerimizin yaşlarını silmeden gidelim buralardan. Toprağa düşen yaşlarımız gibi gidelim buralardan.

Gözlerimiz buralarda kalacak bilirim. Dedim ya buralarda nasibimiz kalmadı, nasibimizin olacağı yerlere gidelim yüreğim. Yüzümüz yere sürülür buralarda. Meydanlarda kaldık, sokak aralarında kaldık, kuytularda kaldık yüreğim. Kapılarda takılı kaldık, geçit vermediler yüreğim. Aç kalan çocukların yüreklerinde kaldık. Neden ve nasıl çocuklarını kaybettiklerini dahi bilemeyen annelerin yüreklerinde kaldık yüreğim. Düğümlenen boğazlarda kaldık yüreğim bilirim. Mazlumluktan eriyen ciğerlerde kaldık yüreğim. Donup kalan, kilitlenen düşüncelerde kaldık yüreğim.

Helalleşelim gece yarılarında üzerinden dolaştığımız kaldırımlarla. Helalleşelim karanlıklarda rahatsız ettiğimiz köpeklerle. Ürküttüğümüz kedilerden helallik isteyelim. Kendimizi yem atarak avuttuğumuz güvercinlerden helallik dileyelim yüreğim. Kanatlarına takılıp dolaştığımız martılardan da helallik isteyelim yüreğim. Yüreğim seninle beraber kaldığım zamanlarda baktığımız, o masmavi, bakmaya doyamadığımız denizden de helallik isteyelim yüreğim. Yüzümüze vuran rüzgardan da helallik isteyelim. Senin de kendini kaptırdığın, benim de kendimi kaptırdığım doğadan helallik isteyelim ve gidelim buralardan yüreğim.

Bir gece vakti insanlardan kaçarak gidelim buralardan. Vakitsiz bir vakitte gidelim. Zamanın zaman, mekanın mekan olmadığı biranda gidelim buralardan. Gidelim buralardan, nereler, neler, nasıl ve kimlerin olduğu önemli olmayan ama yüreği olanların mekanlarına gidelim. Yürekleri ile nefes alanların olduğu yerlere gidelim. Yürekleri "HİÇ" olmayanların yanlarına gidelim yüreğim. Yüreğim sadece yüreğiyle görenlerin memleketlerine gidelim. Yüreğim öyle bir memlekete gidelim ki, sadece senin var olduğun memlekete gidelim yüreğim. Ben bilirim "YOK" olduğumu. Ben bilirim "HİÇ" olduğumu yüreğim. Yüreğim "SEN", "BEN" olmadan gidelim buralardan. Yüreğim senin sen olduğun memlekete gidelim ve kalalım yüreğim orada. Kalalım yüreğim orada, bir daha da geri dönmeyelim. Evet, bir daha geri dönmeyelim yüreğim. Yüreğim, sen de, ben de toprak olmadan gidelim. Son bir kez haykıralım, yüreğim sen de ne varsa boşaltalım ve arkamıza bakmadan gidelim yüreğim.

Güneş sabahleyin batıdan doğmadan önce gidelim buralardan. Başımız dik, alnımızda eskilerde kalma izler, kalplerimizde hiçbir yara hissetmeden, arkamıza bakmadan.
Yüreğim gidelim buralardan!
Şimdi, hemen...

"SEN'im" dedi...

"Sen"im...

" Sevmek" dedim,
"Yoluna ölmek" dedi.
"Yol" dedim,
"Alip basini gitmek" dedi.
"Gitmek" dedim,
Bir "Ahh" çekip, "Dostlardan ayrılmak" dedi.
"Dost" dedim. Durdu, bana baktı."Dost" diye mırıldandı.
"Yüreğime nasıl koysam bilemediğim" dedi.
”Yürek" dedim,
"Dünyaları içine sığdıramadığım" dedi.
"Dünya" dedim,
"Hayatın bir yüzü" dedi.
"Yüz" dedim.
"Ardında ne gizli bilemediğim" dedi.
"Giz" dedim
"Hep çözmeye calıştığım" dedi
"Calışmak" dedim,

"Hep bitmeyecek öykü" dedi.
"Öykü" dedim,
"Binlercesini içimde gizliyorum" dedi.
"Gizlemek" dedim,
"İşte, her şeyin bitmesi" dedi.
"Şey" dedim,
"Sevda" dedi.
"Sevda" dedim,
"Peşinden koştuğum" dedi.
'Koşmak" dedim,
"Hayat bir maraton" dedi.
"Hayat" dedim,
"Öyle kısa ki" dedi.
"Niye kısa ki" dedim,
"Yaşanacak çok şey var, zaman yok" dedi.
"Yaşanması gereken ne var" dedim,
"Aşk" dedi.
"Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk" dedi.
"Önce ona varsan olmaz mı" diye sordum,
"Keşke olsa" dedi,"Ama önce yoğrulmak gerek".
"Acı çekmek mi?" dedim,
"Evet, aşk acısında boğulmak" dedi.
"Yok olunca" dedim,
"İşte gercek aşkı da o zaman yasamaya başlarsın" dedi.
"Gerçek aşk" dedim,
"Büyük o" dedi.
Durdum. Durdum. Durdum ve sustum...
"Neden sustun" diye sordu,
"Yüreğim titredi sanki" dedim.
"Neden" diye sordu,
"Bilmiyorum" dedim, "Büyük O!".
"Evet" dedi, "Büyük O!".
"Nerede?" diye sordum.
"Her yerde" dedi.
"Nasıl?" diye sordum,
"Yüreğini aç" dedi.
"Yüreğimi açmak?" dedim
"Bir tebessümle bak her şeye" dedi.
"Tebessüm" dedim,
"Her kapının anahtarı" dedi.
"Kapı" dedim
"Girmeden bilemezsin" dedi.
"Ya korku?" dedim
"Bilinmeyenden korkar insan" dedi
"Ben bilmiyorum" dedim
"Neyi?" diye sordu
Ben'i" dedim,
"Sen kimsin?" diye sordu
"Ben kimim?" diye sordum,
"Sevgiyle beslenensin" dedi.
"Kimin sevgisiyle" dedim,
"Büyük O'nun" dedi.
Durdum. Durdum. Yine sustum.

"Kimsin sen?" dedim,
"SEN'im" dedi...


Bu gün yalnızlığımı , mutsuzluğumu satılığa çıkardım.

Kullanmamıştır başka hiçkimse.
İlk yürek kırığımdan.
İlk kalp ağrımdan.


İlk kez SEVDİM SENİ deyipde yüreğime aldığımdan.
Bilmiyordum ilklerin bu kadar acı vereceğini.
İlk Aşkın bu kadar ağlatacağını.
Çekip gittiğinde bile hala deli gibi seveceğimi.
Bilmezdim onu affetmek için inadına bahaneler arayacağımı.
Gece adını silip uyuyupda , sabah uyandığımda hatırlayacağımı bilmezdim.


Yalnız camları kırıldı.
En son yürek harbinde.
Cam kırıkları hala üzerinde.
Afedersiniz temizlemeye olmadı fırsatım.
Ya da ne bileyim işte gelmedi temizlemek içimden.
Siz aldığınızda komple geçirirsniz bir elden.


Temizlersiniz iyice.
Ama her cam kırıklığında nasıl acıdı canım bilmezsiniz siz.
İzin verdim işte sırça camlarımın kırılmasına.
Dedim ya.
Son AŞK harbinden kalma.

Gönül kapılarımında otomatik kilidi bozuldu.
Nedense kitli kalmış.
Bir daha açamadım.
Zaten yüreğimde içerde kaldı.
Sevgiyse dışarda.
Yani anlıyacağınız kalbim sevgisizlikten öldü.


tamirciye götürdüğünüzde kalbimin naaşınıda teslim edersiniz bana.
Malum anılarım hep o yürekte saklıydı.
Haketmiştir o şimdi anlı şanlı bir cenaze törenini.
Cenazemde bir tek o vefasız olmasın.
Korkarım yüreğimin yeniden canlanmasından, hayata sarılmasından. Ona bir daha , bir daha güvenmesinden.

Biraz hor kullanılmıştır.
Boyaları, sırçaları dökülmüştür.
ee tabi kolay olmadı.
AŞK'ın ardından, yaralanmış kalması.
Giderken "senden intikam almam " demişti ama.
Gün aşırı , artık sinirinden mi,hıncından mı yoksa aşkından mı yaptı bilmem.
Gelip çizdi yüreğimi hep.


Her çizdiğinde onarılmaz yaralar açtı.
Sanırım onu bir yalancı boyacıya götürüp boyatmanız gerekecek.

Kilometresi , o sıfırı aşalı çok oldu.
Dedim ya kullanıldı biraz.
Hemde hor kullanıldı.
Kapanmayan yaralar açıldı.
Gizli saklı ,görünmeyecek yerlerde.
Ben ona güvenip inanırken o yüreğimi haince kullanmakla meşguldü.

Şimdi gelelim , tüccar alıcı.
Seninle pazarlığımıza.
Artık AŞK yok,olmazda zaten.
Bir onaydı sevdam. O da geçti sevdamdan.
Ben sana anlattım tüm olan biteni , artık biliyorsun.

Bu yürek ilk sahibinden
Camları kırılmış
Boyası dökülmüş
Dışı çizik çizilmiş
otomatik kilidi bozulmuş
Çok saklı gizli yerleri yara almış
Birazda kilometre yapmış.



Söylesene kaç para eder yalnızlığım. Ne verirsen razıyım al götür yalnızlığımı


Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine

gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı
ne varsa uçurumlar eşiğinde
hüzünlerle yalpalayan ne varsa
gözlerimin önünde

ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
bir şeyler anlatmak istiyor hayat
ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına
gün batıyor
gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım

unutuyorum sevgilim suretini
durgunluğun "niçin"di unutuyorum

gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma
umurumda değil ne yağmur ne ayaz
ne de kerpiç kokusu havada
unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor
sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim
geciken sabahlara koşuyor kuşlar
gözlerimin önünde
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine


Ve çok çabuk unutuluyor, her canlının muhakkak ölümü yudumlayacağı…

Söyle neden susuyorsun,
Bu suskunluk çaresizlikten mi?
Yoksa uyulması gereken bir edep den mi?
Ya da kelamsızlığın hüküm sürdüğü bir bahada mısın?
Belki de heybende durumunun izahına uygun söz kalmamıştır.
Ve yahut faniliğin yorgunluğu sinmiş iyiden iyiye lal diline.
Şimdi susma haykır, avazın çıktığı kadar
Sevgilerini, kırgınlıklarını, umutlarını, hayallerini…
Bir sonraki vakte ertelediğin tövbelerini,
Helallik alman gerekenlere seslensene,
Hadi Sevdiklerine gel desene,
Ya da seni bekleyenlere gelmiyorum.
Çığlıklara bürüsene pişmanlıklarını,
Gidişinle bom boş kalacak avlulara,
İçten içe ettiğin ahları yankılandırsana…
Söyle neden bakmıyorsun,
Kör kuyuların derinliklerine mi saldı gördüklerin?
Pişman mısın, yoksa maddedeki manayı görememekten?
Oysa baktıkların göreceklerinin bir yansıması değil miydi?
Ya da ferini mi kaybetti gözbebeklerin,
Göz kapaklarına ağır mı geliyor artık fanilik.
Yoksa derin uykuya mı teslim ediyorsun benliğini.
Şimdi baksana hayran hayran baktıklarına
Sana kalır sandığın dünyanın semasında gezdirsene gözlerini
Dünyalıklara döktüğün onca gözyaşını bir kez de kendine akıtsana
Meftun olduğun tan ağarışında, seher kızıllığında kaybolsana
Adımlarınla aşamadığın mesafeleri gözlerinle aşsana
Sevdiğinin gözlerine dalıp unutulmamayı haykırsana
Suskun diline inat, lugat bilmeyen gözlerini konuştursana…
Söyle neden duymuyorsun
Bu güne dek duyduklarından mı korkuyorsun?
Ya da duymak istemediklerin mi kaldı geride?
Yoksa sessizliğin koylarında mı arıyorsun kaybettiklerini?
Sessizlikte kendini mi buluyorsun?
Şimdi aç kulaklarını dinle son söylenenleri,
Arkandan yakılan ağıtları, gidişinin yüreklerdeki yankılarını
Yüreğine dokunduklarının yürek yakan hitaplarını
Kendine itiraf edemediğin pişmanlıklarını
Seni uğurlayanların ayak seslerini
Semada yankılanan sala namelerini
Kubbeden senin için son kez hüzün türküsü söyleyen kuşları,
Hiç değilse, başucunda esen veda rüzgarının uğultusunu duysana…
Söyle neden dokunmuyorsun,
Yoksa kollarında dünyalığın mecalsizliğimi hüküm sürmekte?
Ya da ellerinden bir şeyler mi dökülüp gitmekte?
Dokunduklarının sızısını mı hissediyorsun derinliklerinde?
Şimdi sarılsana sarılmaktan doymadıklarına,
Dokunsana gözyaşlarını yüreğine akıtanlara,
Veda güllerini sevdiklerinin saçlarına dolasana,
Benim dediklerini yanında getirsene
Yüzüne savrulan toprakları ellerinle silsene
Boşlukları dolduracak duvarlar örsene
Hadi ne duruyorsun seni sürükleyen ölümün ellerinden
Gücün yetiyorsa bir çırpıda ellerini çeksene…
Söyle neden koşmuyorsun,
Dizlerindeki takatsizlik ömür maratonundan mıdır?
Varılacak son noktaya mı vardın?
Yoksa hayatın hengamesin den yorulup düştün mü?
İyiden iyiye yorgunluğa teslim mi oldun?
Şimdi koşsana sevdiklerine,
Ahiretini ertelediğin işlerine harcasana tüm takatini,
Kalkıp gitsene seni bırakıp gidenlerin arkasından,
Kaç sana köşe bucak kaçtıklarından,
Bilinmez diyarlara yürüsene arkana bakmadan,
Yorulmak bilmeyen ayaklarınla iyi amellere koşup,
Yakanı bırakmayacak kötülüklerden kaçabildiğince kaçsana…
Söyle neden hissetmiyorsun,
Son nefesin koynuna mı saldın tüm hissettiklerini?
Duran kalbine mi gömdün, seninle gömülecekleri?
Sessizliğinden hissediliyor, son sözün sende olmadığı,
Gözlerinden görülüyor, bilinmeyen ummanın sonsuz koyları,
Duymak istemeklerinde duyuluyor, amansız günün sancıları,
Avuçlarına bırakılıyor, sonsuzluğa akıp giden veda duaları,
Yorgunluğundan anlaşılıyor, bu yolların uzun ve çetin oldukları,
Duruşundan okunuyor, herkesin bir gün yaşayacakları…
Ve çok çabuk unutuluyor, her canlının muhakkak ölümü yudumlayacağı…





MusicPlaylist
MySpace Playlist at MixPod.com

Bu site içinde Nilgün ALEMDAR imzası taşımayan yazılardaki bütün yorum ve görüşler yazı sahibine aittir...Bu site hiçbir grubun taraftarlığını hedeflemez.Hiçbir siyasi hareket, parti, sivil toplum kuruluşu veya dernek ile bağı yoktur. Herkese eşit mesafede durur. Yazı,şiir,resim,döküman,video gibi görsellerin siteye konulma amacı bilgi paylaşımı ve zengin bir tartışma ortamı yaratmaktır. ...

Diğer Bağlantı : http://nilgunalemdar.spaces.live.com

Elektronik Posta : nilgun.alemdar@hotmail.com